23 Takipçi | 7 Takip
Diğer İçeriklerim (241)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (23)
29 09 2010

Türkiye'nin Bölünmesini hevesle Bekleyenlere...

Sevgili Okuyucu,

Bendeniz “ayakkabılarını kapının önünde çıkaran, Eşi başörtülü, pijamayla sokağa çıkmayacak kadar görgü kurallarını bilen, erkek çocuğu kahveye değil, Türkiye’nin sayılı firmalarının işlerini üstlendiğinden bütün gün Bilgisayar başında çalışan, kızı ise iki lisan bilen, Uluslar arası firmalarda müdürlük yapmış, onlarca eğitim sertifikasına sahip ama başı açık, ülkenin öz be öz müziği türküden hoşlanan ama arabeski sevmeyen, futbolu zevkle izleyen, geçmişe göre daha az kitabı bitiren, dansı Türk gelenek ve görenekleri ile bağdaştırmama yanında, Avrupalıların mukallidi olmamak için de sevmeyen, Son günlerde zehirli etlerin en lüks yerlerde satıldığını görerek bundan böyle dışarıda yemek yememeğe eşi ile birlikte karar vermiş olan, tiyatroya hiç değil ama çok gitmeyen, 2 Fakültede okumuş olmak sayılmadığında iyi eğitim almamış olan, Dini inançları kendine göre kuvvetli bir kişi olduğumdan yazıda bahsedilen birinci bölümdeki kitle arasında sayılabilirim.

Bunun için de Bizlere gönderilen Guillaume Perrier’in aşağıdaki yazısı için görüşlerimi önyargılı, ülkemizin bölünmesini hasretle bekleyen bir yabancıya cevap mahiyetinde yazıyorum.;

Öncelikle “Çok Enteresan bir yazı” demek yerine; “Kötü Niyetli bir Senaryo” demek çok daha doğru olur.

Yazının başı ile sonu arasındaki tenakuzlar bir yana; yazarın daha önce Le Monde’de çıkan yazıları da bu yazdıklarının tam tersi mahiyetindedir.

Mesela bu yazısında;  “ayakkabılarını sokak kapısı önünde çıkaran, kadınları başı örtülü, erkekleri sokağa pijamayla da çıkabilen, erkek çocukları kahveye giden, kız çocukları tam bir baskı altında yasayan, türkü ile arabesk arası bir müzikten hoşlanan, futbol izleyen, belki de hiç kitap okumamış, hiç dans etmemiş, hiç kari koca birlikte yemeğe gitmemiş, hiç tiyatro seyretmemiş, iyi eğitim alamamış, dini inançları kuvvetli” dediği bu kitle, her ne hikmetse; Sayın Guillaume Perrier ‘in  yazdığı eski yazılarına göre;

- Türkiye’yi bir `diplomatik cüce` olmaktan” çıkarıyorlar..

- “dünyanın fethi için” yola çıkıyorlar..

- Türkiye`yi artık dünyanın güçleri arasında bir yere talip yapıyorlar..

-  Hatta; “ince ruhlu ve kültürlü” Dışişleri Bakanları bile var..
 Alıntı: Le Monde,  Yazarı: Guillaume Perrier,  Linki: http://www.tumgazeteler.com/?a=6091227

Yine bu pijamalı, hiç kitap okumamış, iyi eğitim almamış birinci grubun adamlarının

- Yönettikleri THY, çok parlak bir ilerleme gösteriyor,

- Avrupa`nın 4. büyük havayolu şirketi haline geliyor,

Alıntı: Le Monde  Yazarı: Guillaume Perrier  Linki: http://www.tumgazeteler.com/?a=5915010

Bu eğitimsiz pijamalıların siyasi partileri her seçimi kazanıyorlar, yaptıkları en önemli şey de;

- “1923`te Türkiye Cumhuriyeti`nin Mustafa Kemal tarafından kurulmasından bu yana hiç hesap vermeyen,”

- “hem malî hem idarî hem de adlî nitelikte geniş bir özerklik alanı” oluşturan,

- “4 askerî darbe ile konumunu güçlendiren” ve” Dokunulmazlığı haiz ve denetlenemeyen” askerleri kışlalarına geri göndermeleri..

Alıntı: Le Monde  Yazarı: Guillaume Perrier  Linki: http://www.tumgazeteler.com/?a=5379756

Sayın Guillaume Perrier bir  yazısında; Kayseri`deki “bu pijamalı, hiç kitap okumamış, iyi eğitim almamış” birinci grubun adamlarına geniş yer veriyor ve; “Başbakan Erdoğan`ın doğup büyüdüğü Kasımpaşa`yı tanıtıp: Mahalle değişti, ancak o değişmedi. Halka sadık ve halktan biri” dediği Başbakan Erdoğan`ın Türkiyesi için model sayılan FirmalardanAnadolu Kaplanlarıdiye söz edip, Kayseri’de yaratılan mucizeyi anlatıyor..

Alıntı: Le Monde  Yazarı: Guillaume Perrier  Linki: http://www.tumgazeteler.com/?a=1860177

 iyi eğitim alamamış” bu kitlenin;

-         “..her seçimi kazanacak siyasi bir güçleri” ve de kabiliyetleri var,

-          “Batı'yla ilişkilerini geliştirmek ve demokrasiyi kabullenmek” istiyorlar,

-          “Anadolu'da üretim yapıyor, mallarını dış dünyaya satıyor. Para kazanıyorlar”  Alıntı: Yazının 5. prağrafı

İlk kitledeki kişilerin yaptıkları işler ile, vasıfları uyuşmuyor. Daha doğrusu bu kaba-saba, eğitimsiz, cahil takımı bu işleri nasıl yapıyorlar yazar bunu izah etmiyor. Bu da Sayın yazarın, yazısını havada bırakıyor..

Ben ikinci kitle ile ilgili hiçbir şey yazmayacağım. Zira onlar da bu ülkenin çocukları, başkalarından farklı düşünüp, farklı davranma hakları var, bir Fransız’a malzeme olmak istediklerini de zannetmiyorum

BU yazı için, “Kötü niyetle yazılmış bir SENARYO” diyorum. Ama onların bekledikleri olmayacak, bu ülkenin bir grubu ile diğer grubu hiçbir zaman çatışıp, Ülkeleri için hiç de iyi niyetleri olmayan bu yabancıları memnun etmeyecekler.

Onların bekledikleri 3. dünya Harbi de olmayacak inşallah…

Muzaffer Deligöz

Gazeteci-Yazar

----------------------------------------

ALINTILAR:

1-Fransız Le Monde gazetesi gazetesi, Dışişleri Bakanı Davutoğlu`nun döneminde Türkiye`nin bir `diplomatik cüce` olmaktan çıktığını belirterek, `Türk diplomatları, dünyanın fethi için yola çıkıyor` dedi. Le Monde, Türkiye muhabiri Guillaume Perrier imzası ile yayımlanan analizde Davutoğlu`nun yönetiminde yapılan hamlelere dikkat çekiliyor. `Türk Dışişleri Bakanı, tüm ceplerde faaliyet gösteren yeni Türk diplomasisinin mimarıdır` denilen analizde uzun bir dönemde uluslararası alanda `bir diplomatik cüce` olarak algılanan Türkiye`nin artık dünyanın güçleri arasında bir yere talip olduğunu belirtirken `ince ruhlu ve kültürlü` dediği Davutoğlu`nun `stratejik derinlik` teorisinin Türkiye`nin yeni uluslararası çevredeki yerini yeniden tanımladığını kaydetti.

Devamı:  http://www.tumgazeteler.com/?a=6091227

2-Son dönemde hamleleri ile dikkat çeken THY, yurt dışında da ilgi görüyor. Fransız gazetesi Le Monde dün çıkan sayısında Türk Hava Yolları`na (THY) övgüler yağdırdı. Gazete`de Guillaume Perrier imzasıyla yer alan haberde, Avrupa`daki havayolu trafiği yüzde 6 oranında azalırken, THY`nin yolcu sayısını yüzde 11`lik bir artışla 25.1 milyona çıkarttığına işaret edildi. Haberde, `THY kriz tanımıyor` diye yazdı. Gazete, `2009 yılında krizin vurduğu havayolu sektöründe Türk ulusal şirketi Türk Havayolları, çok parlak bir ilerleme gösterdi. Taşıdığı yolcu sayısını yüzde 11 artarak 25.1 milyona çıkartan THY, ayrıca Avrupa`nın 4. büyük havayolu şirketi haline geldi` ifadelerini kullandı. Devamı:  http://www.tumgazeteler.com/?a=5915010

 

3- Dokunulmazlığı haiz ve denetlenemeyen askerler, 1923`te Türkiye Cumhuriyeti`nin Mustafa Kemal tarafından kurulmasından bu yana hiç hesap vermediler. 1960`tan bu yana yaşanan 4 askerî darbeye rağmen ordu konumunu güçlendirdi, hem malî hem idarî hem de adlî nitelikte geniş bir özerklik alanı oluşturdu. Halen yürürlükte olan 1982 Anayasası, 12 Eylül 1980`de bir askerî darbe ile yönetimi devralan Evren`in cuntası tarafından kaleme alınmıştı.

Devamı:   http://www.tumgazeteler.com/?a=5379756

 

4- FRANSIZ Le Monde gazetesi bugünkü sayısında Kayseri`ye geniş yer verdi. Firmalardan Anadolu Kaplanları diye söz eden gazetenin Guillaume Perrier imzalı yazısında, Kayseri mucizesi anlatıldı. Gazete bir milyon nüfuslu şehirdeki 800 fabrikada 40 bin işçinin çalıştığını, her gün yeni bir işyerinin açıldığı belirtti. Haberde İslam`ın `bilim ve akıl`la içiçe yaşadığını, şehrin, Başbakan Erdoğan`ın Türkiyesi için model sayıldığı yazıldı. Le Monde muhabiri, Kayseri müftüsü ile olan konuşmalarını da yazıya döktü. Müftü, Fransız muhabire Kur`an`da `çalışmak lazım` yazdığını, peygamberin de esnaf olduğunu ve yoksullara yardım elini uzatmak için zengin olmak gerektiğini anlatıyor.

Devamı: http://www.tumgazeteler.com/?a=1860177

 

-----------------------------------------------------------------------------


Subject: FW: Cok Enteresan Bir Yazi...

 LE MONDE Türkiye Muhabiri Guillaume Perrier'den "Türkiye analizi!"

      Türkiye, son ve büyük bir hesaplaşmaya doğru gidiyor. Bu ülke korkulduğu gibi, ırka ya da dine dayalı bir bölünme yaşamadı.Daha korkunç ve daha temel bir bölünmeye gidiyor.Cumhuriyet boyunca süren "kültürel bölünme". Bu artık iyice keskinleşti. 

      Şimdi bir yanda, ayakkabılarını sokak kapısı önünde çıkaran, kadınları başı örtülü, erkekleri sokağa pijamayla da çıkabilen, erkek çocukları kahveye giden, kız çocukları tam bir baskı altında yasayan, türkü ile arabesk arası bir müzikten hoşlanan, futbol izleyen, belki de hiç kitap okumamış, hiç dans etmemiş, hiç kari koca birlikte yemeğe gitmemiş, hiç tiyatro seyretmemiş, iyi eğitim alamamış, dini inançları kuvvetli, kalabalık, bir kitle var.
      Diğer yanda ise kız lisesi-Kolej yelpazesinde eğitim görmüş, en azından bir düğün salonunda ya da kolej partisinde dans etmiş,sinemaya giden, çok fazla olmasa da kitap okuyan,müzik zevki pop şarkılarla, klasik müzik arasında dolaşan, evi nispeten daha zevkli döşenmiş, kızlarının flörtüne göz yuman,Kadınları modern görünümlü, Şarabin kalitesinden pek anlamasa da, kadın erkek bir arada içki içebilen,gazetelere bakan, magazin haberlerini izleyen,kendini birinci gruba kıyasla çok gelişmiş hisseden,entelektüel düzeyi çok yüksek olmasa da,Bati standartlarına yakın bir grup var.


      Bu iki grubun yasam tarzı birbirinden kopuk.Onları, Batı'daki sınıflar arasında ortak zevk alanları yaratan,müzik, resim, heykel tiyatro ve sanat gibi, birleştirici kültürel zeminler yok. Hayatları, zevkleri, inanışları birbirinden çok farklı.

      Hatta birbirine düşmanca.


      Birinci grup Cumhuriyet boyunca horlanmış, aşağılanmış, itilip kakılmış.Simdi bu grup siyasal olarak örgütlendi. Kalabalıklar.Ve her seçimi kazanacak siyasi bir güçleri var artık.
      İkinci grup ise azınlıkta. Ve artık bir daha secim kazanma ihtimalleri yok.Bu noktada da tarihi bir paradoks ortaya çıkıyor.

      Daha Batılı olan "ikinci grup", Batı'nın siyasi değerlerini kabul ederse,bir daha asla iktidarı ele geçiremeyeceğini bildiği için,git gide Batı'ya ve Batı'nın demokratik değerlerine düşman oluyor.
      Yaşam tarzı olarak Batı'ya düşman olan birinci kesim ise,iktidarı ancak Batı'nın kriterlerini kabul ederek ele geçirebileceğini bildiği için,Batı'yla ilişkileri geliştirmek ve demokrasiyi kabullenmek istiyor.
      Bu kültürel parçalanmada "ordu" önemli bir role sahip.Eğer, birinci grubu desteklerse ve batı'nın demokrasisi burada kabul görürse,ordu da iktidarını kaybedecek.
      Aslında birinci grubun çocuklarından oluşan ordu,kendi iktidarını sürdürebilmek için,kendisine benzemeyen ikinci grupla işbirliği yapıyor.Bir anlamda kendi köklerine ihanet ediyor.
      Bu iki grup, siyasi iktidar için son kez çarpışmak üzere hareketlenmiş gözüküyorlar.
      Birinci grup ekonomik olarak da güçlü artık, Anadolu'da üretim yapıyor,malini diş dünyaya satıyor. Para kazanıyor. Siyasi örgütünü destekliyor.
      İkinci grup ise parasal olarak da kuvvetli değil artık.Mevcut iktidarın da baskısıyla giderek ekonomik kazançlarını kaybediyor.
      Diş dünyayla is yapan, dışarıdan borçlanan büyük burjuvazi,Türkiye'nin ancak demokrasiyle normalleşebileceğ ine inanan entelektüel kesim,devletin yapısının değişmesi ve dünyayla bütünleşmesi gerektiğini düşünen bir grup bürokrat, birinci grubun destekçileri.
      Yargı, ordu, bürokrasinin önemli bir kısmı, ikinci grubun arkasında.Ve bu İkinci grup, siyasetle demokrasiyle, iktidarı elinde tutmasının mümkün olmadığını kavradığından,şimdi siyaset ve demokrasi dışında bir çözümün peşinde.
      Cumhurbaşkanı seçimi; kavganın keskinliğini ve iki tarafın niyetlerini açıkça ortaya koydu.
      Ordu destekli ikinci grup artık seçim de istemiyor.Ve darbe söylentileri gittikçe artıyor. Cuntalardan söz ediliyor.
      Peki, darbe olursa ne olur?
      Yaşam tarzı Batı'ya daha yakın olan ikinci grup, orduyla birlikte iktidara gelir ve Batı'nın desteğini kaybeder. Avrupa buna kesinlikle karşı çıkar.
      Amerika her zamanki pragmatizmiyle, Kuzey Irak ve Ortadoğu politikalarını,desteklemesi karşılığında darbeyi kabullenebilir aslında.
      Ama Amerika'nın önünde de ciddi bir engel var."Demokrasi getireceğim" diye Irak'ı işgal eden bir ülke,dünyaya ve kendi kamuoyuna Türkiye'deki "darbeyi" niye desteklediğini açıklayamaz.
      Ve Irak faciasından sonra ikinci bir "zorlamayı" gerçekleştirecek gücü yok.
      İstese de istemese de darbeye karşı çıkacak.
      Silahını ve parasını Batı'dan alan bir ordu ve ülke, Batı'dan koptuğunda ne yapacak? Sanırım uzun zamandır bunu düşünüyorlar ve korkarım bunun cevabini buldular.
      Türkiye'de darbe olursa! dünya, tarihte bugüne kadar hiç gerçekleşmemiş,yeni bir oluşumla karşılaşacak. Türkiye, olası bir darbeden sonra,Rusya ve Iranla ortaklık kurmak isteyecek. Silahı, enerjiyi ve parayı bu iki ülkeden alacak. Rusya'yla Iran 'ın elindeki doğal gaz, petrol ve nükleer güç,Türkiye'yi ayakta tutmaya yeter.
      Ama Rusya-Türkiye- Iran bloku.Dünyanın bütün dengelerini değiştirir. Ortadoğu'nun kontrolünü tümüyle ele geçirir. Avrupa'yı küçük kıtasına hapseder. Kafkasları, Afganistan'ı,Pakistan'ı kendi gücüne katar.Müslüman dünyayla yakın bir ilişki kurar. Petrol kaynaklarına egemen olur.Çin'le işbirliği yapabilir.
      Bu gelişme, Avrupa, Amerika ve biraz da Japonya'dan oluşan "Batı" nın, dünyadaki etkinliğini inanılmaz bir bicimde azaltır.
      Yeni blok asker, enerji ve para acısından çok güçlenir.Böylece, Türkiye'deki çatlama dünyada büyük bir çatlamaya yol açar.
      Eğer Üçüncü Dünya Savaşı çıkacaksa, sanırım, bu çatlamadan çıkar.
      "Asla böyle bir şey olmaz" diyebilirsiniz. ..
      Niye olmayacağına dair elinizde çok kuvvetli veriler varsa, söyleyin.
      Ama, ya olursa... ki.... bana çok mümkün geliyor.
      O zaman ne yapacaksınız?
      Bugün Türkiye'de kamplaşan ve bölünen insanların da...
      Türkiye'yi Avrupa dışına itmeye çalışan,Eski bir imparatorluk olmanın bir yanıyla; çok görkemli,bir yanıyla; çok zayıf mirasına sahip olan bir ülkeye küstahça davranan,işbirliği yerine "bas öğretmenlik" yapmaya kalkan Avrupa'nın da...
      Türkiye politikasında "ikili" oynayıp, kurnazlık ettiğini sanan Amerika'nın da
...Bu senaryoyu bir düşünmesini isterim doğrusu.
      Türkiye'de yaklaştığı görülen kanlı bir çatışmanın,bütün dünyayı yakması sandığınız kadar uzak bir ihtimal değil.
      Guillaume Perrier

 

 

284
0
0
Yorum Yaz