28 02 2010

Türkiye'de Yatırım

  TÜRKİYE’DE YAPILABİLECEK YATIRIMLAR HAKKINDA… Muzaffer DELİGÖZ   AB giriş sürecinin hızlanması, son Küresel krizin diğer ülkelere göre daha az zararla atlatılması ve Ekonomideki düzelme sonucu Uluslar arası Derecelendirme kurumlarının Türkiye’nin notunu BB ye yükseltmeleri Yatırım Bakımından Türkiye’nin uygun hale geldiğini göstermektedir. Türkiye’de yapılacak yatırımlar konusunda, süresi kısa da olsa yaptığımız bir araştırma sonuçlarını aşağıda sunacağız. Türkiye’de birçok sektör en karlı durumda yatırımcılarını bekliyor. Geçmiş yarı asrın en zenginleri olarak Çelik krallarını görüyorduk. Şimdilerin en zenginleri ise, bilişim patronları oldu. Yani devir değişti, asır başkalaştı. Biz sektör araştırması yaparken bu gerçeklere dikkat etmek istedik. Dikkat ettiğimiz bir diğer husus da, 2 yıl içinde Türkiye’de Yatırım kararı alan Yabancı firmaların ilgilendiği sektörleri nazara aldık. Şu anda Türkiye’de Yatırım yapılabilecek sektörlere geçmeden önce, bizim araştırmalarımız için önemli olan bir hususu belirtmek isterim. 1- “YATIRIM YAPMAK” tan ne kastedildiğinin sarihleştirilmesi gerekir. Zira; Tamamen yeniden bir Yatırım yapılabilir. Mevcut bir tesis, işletme veya fabrika satın alınarak; sermaye ve yönetim konusunda reorganizasyon yapılarak bir yatırım yapılabilir. Muvaffak olmuş, en az 5 yıllık bilançosu sağlam, karlılık ve Pazar payı mükemmel olan bir firmanın yeni atılımları için ihtiyaç duyduğu sermayeyi vererek, firmaya ortak olunabilir.. Bu husustaki bilgiler elimizde olmadığı zaman yanlış seçim yapabileceğimiz gibi, ilişki kurduğumuz kişi ve firmalar nezdinde de itibar kaybımız olaca... Devamı

06 02 2010

Askeri Yargı ve Yetkileri -1-

 ASKERİ YARGI ve YETKİLERİ -1-   Yazan: Muzaffer DELİGÖZ Anayasa Mahkemesinin son kararından sonra Askeri ve Adli Yargının sınırları konusunda çok şey söylendi. Askeri Yargı’nın bağımsızlığı, Askeri Hâkim ve savcıların teminatı, Askeri Hâkim ve savcıların denetimi, Askeri mahallerde yapılan duruşmaların açık olup-olmadığı gibi hususlar ele alındı. Askeri Yargı konusunda mevzuatımızda birçok Kanun bulunmaktadır. [1] Hangi suçlara Askeri Yargı, hangi suçlara Sivil Yargı bakacak; mevcut davalardan hangileri Askeri Yargıya aktarılacak herkes bunu merak ediyor. Konuyu; Anayasa ve kanun hükümleri, mahkeme kararları ve Yüksek Yargı içtihatları ile ortaya koymak istiyoruz. Öncelikle Askeri Yargı konusunda ana hükümler getiren Anayasamızı incelemek gerekiyor:         1981 ve 1982 ANAYASALARI Askeri Yargı konusundaki hükümlerini inceleyeceğimiz yürürlükteki 1982 Anayasasının, Askeri Yönetimce hazırlandığı, birçok konuda uluslararası standartlara uygun olmadığı, sivil bir Anayasa’nın artık yapılması gerektiği hususu herkesin üzerinde birleştiği bir konudur. Bilindiği gibi, 1982 Anayasasını hazırlamak üzere kurulan 160 kişilik Danışma Meclisi üyelerinin tamamı Milli Güvenlik Konseyi (MGK) yani askerler tarafından seçilmiş kişilerdi.  Bunlardan 120 kişi için, Valilere yapılan başvurular üzerine haklarında geçmiş araştırması yapıldı, o il için tespit edilmiş üye sayısının 3 katı kadar adayı Valiler MGK’ ye bildirdi. Diğer 40 kişi ise doğrudan MGK’ ye başvuranlar arasından seçildi. 1961 Anayasası da askeri yönetim tarafından hazırlanmış olmasına rağmen; 1961 deki Temsilciler Meclisi, 1982 deki Danışma Meclisine göre daha temsili nitelik taşımakta idi.  Temsilci... Devamı

06 02 2010

Askeri Yargı ve Yetkileri -2-

  ASKERİ YARGI ve YETKİLERİ -2-   Yazan: Muzaffer DELİGÖZ    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) ve AB’nin görüşü: AİHM, askeri yargıya kural olarak karşı değildir. Mahkeme, “adil yargılanma hakkı” konusundaki 6. maddeyi nazara alarak askeri Yargı kararlarını incelemektedir. Avrupa Birliğine Katılım Ortaklığı Belgesinde (KOB) (2008/157/EC) “Kısa Vadeli Öncelikler” başlıklı bölümde (3.1) Askeri Yargı konusu açıkça dile getirilerek; “Askeri mahkemelerin yargı yetkisinin askeri personelin askeri görevleriyle sınırlandırılması.” istenilmiştir. [1] Askeri YargI’nIn BağImsIzlIğI: Askerî mahkemelerin kuruluş ve işleyişi kanunla düzenlenmesine karşın, teşkilindeki husus bağımsızlığını tartışılır hale getirmektedir. Askerliğin “disiplin” kavramına bağımlılığı bir zorunluluk olduğundan, Askeri Yargıçların da bağlı oldukları komutanlara itaat etmek durumunda bulunmaları 211 sayılı  Türk Silahlı Kuvvetler İç Hizmet Kanununun  14/1-2 md. [2] göre zorunludur. Sivil Yargıçlar için aynı konu geçerli değildir. Ayrıca; Milli Savunma Bakanı Askeri Savcılara emir vererek soruşturma yapılmadan kamu davası açtırabilmektedirler: “353 Sayılı Kanun: Madde 111 - Askerî savcı tarafından verilip süresi içinde itiraz edilmeyen veya itiraz edilip de süresi içinde itiraz edilmediğinden veya sebep gösterilmediğinden hakkındaki itiraz reddolunmuş bulunan kovuşturmaya yer olmadığı kararı üzerine, Millî Savunma Bakanı soruşturmaya devam edilmesi veya kamu davası açılması hususlarında askerî savcıya emir verebilir.     Kamu davasının açılması hususunda verilecek emir üzerine askeri savcı, soruşturma yapmaksızın iddianame ile kamu davas... Devamı

27 06 2006

Bir Peygamber Sevdalısı: Prof.Dr.İbrahim Canan

Muzaffer Deligöz ([1])Gazeteci-Yazarinfo@muzafferdeligoz.com.tr Bir Peygamber sevdalısı, bir İstanbul Efendisi olan İbrahim Canan’ın vefat haberini aldığımda, yarım asırlık bir geçmiş gözümün önünden sinema şeridi gibi geçti. 1960 yılında Ankara İlahiyat Fakültesinde okuyan İbrahim Canan ile 1972 yılında Erzurum Üniversitesindeki öğretim görevlisi,  1973 yılında Sorbon Üniversitesindeki doktora öğrencisi, 1993 yılında Urfa-Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı,  1995 yılında Azerbaycan Kafkas Üniversitesi Rektörü,   2009 yılında Marmara Üniversitesi Profesörü İbrahim Canan hafızamda canlandı. Hayatının bütün bu safhalarında İbrahim Canan’ın hiç değişmedi. Yaş, makam-mevki, profesörlük İbrahim Canan’ı hiç değiştirmedi. O’nun, konuşmasındaki mülâyemet, tavrındaki efendilik vefatına kadar devam etti.  İbrahim Canan’ı 1960 yılında Ankara Hukuk Fakültesine başladığımda tanıdım. Hukuk Fakültesi yurdunda kalıyordum. O İlahiyat Fakültesinde okuyordu. Benim yurttaki sıkıntılarımı görünce, birkaç arkadaşıyla kaldıkları evde benim de kalabileceğimi söyledi. Ev, Hukuk fakültesinin yan sokağında idi. Hemen kabul ettim. Böylece, Artukoğlu Apartmanındaki dairede, ileriki yılların profesörleri ile birlikte kalmaya başladık. İbrahim Canan (İlahiyat Fak.), İbrahim Erkul (Tıp Fak), Suat Yıldırım (İlahiyat Fak.),, Ömer Nurol (DTCF), Fuat Yılmaz (İlahiyat Fak.), Muzaffer Deligöz (Hukuk Fak), Yusuf Kenan (İlahiyat Fak). İbrahim Canan’ın, Peygamber sevgisi yanında en önemli özelliği çocuklara ve aileye verdiği önem, ilmi çalışmalarına da aksetmiştir. O’nun en büyük eseri 18 ciltlik Hadis Ansiklopedisi (Kütüb-i Sitte) yanında Kur’an’d... Devamı

29 06 2006

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN CENAZE NAMAZI KILINDI MI ?

Bizim iddiamız şudur; Devlet; Mustafa Kemal Atatürk’ün Cenazesinde dini görevleri ve özellikle Cenaze namazını programa almamış, Devlet Başkanı İsmet İnönü başta olmak üzere, Hükümet üyeleri, milletvekilleri, Generaller, askerler, Devlet memurları ve halk “ebedi şef” kabul ederek ihtiramda bulundukları Cumhurbaşkanlarının Cenaze namazını ve cenaze işlemindeki dini görevleri yapamamışlardır. Cenaze herhangi bir camiye götürülerek halkın namazını kılması önlenmiştir.  Bu durum; Dolmabahçede, Etnografya Müzesinde, Anıt-Kabir’e defninde de yapılmamıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün cenazesine yapılmış dini görevle ilgili bir tek kare fotoğraf gören var mı ? Devletin Kurucusu, Milletin en sevdiği bir Cumhurbaşkanının cenazesine dini tören yapılıyor ama bir tek kare fotoğraf ortada yok. Burada şunu söylemek istiyorum, Devlet tarafından, yeni Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından, hükümet tarafından, TBMM tarafından, başında Mareşal Fevzi Çakmak’ın bulunduğu ordu tarafından Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün cenazesinde hiçbir dini vecibe yerine getirilmemiş veya getirtilmemiştir. Bu kesindir. o sırada cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Başbakan Celal Bayar, Genelkurmay Başkanı da Fevzi Çakmak'tır Bu kişilerin yani; Mareşal Çakmak, Celal Bayar ve İsmet İnönü’nün vefatlarında ise aynı durum olmamış, cenazelerle ilgili dini vecibeler gizli yapılmamış, yerine getirilmiş, camilerde namazları kılınmış, bunların yapıldığı da gazetelere ve halka duyurulmuştur.  Gelelim Mustafa Kemal Atatürk’ün Cenaze namazına.. 19 Kasım 1938 günü Cenaze, Dolmabahçe’den alınıp, Ankara’ya nakledilmek üzere bütün hazırlıklar tamamlanmış, tören başlamak üzere iken;  Mustafa K... Devamı

29 06 2006

Açılımdaki tavrı CHP'in tabiatı gereğidir...

İsmet İnönü aslen Kürt olmasına rağmen, devlet gücünü elinde tuttuğu bütün sürede Kürtlere en büyük kötülüğü yapan kişidir. Kürt köylerinin uçaklarla imha edilmesi, Van’da 33 kürt vatandaşın mahkemede beraat etmesine rağmen kurşuna dizilmesi, Kürtçe isimlerin kaldırılması, Kürtçe konuşmanın yasak edilmesi hep İnönü döneminde olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün Kürtlere karşı davranışını ve yumuşaklığını İsmet İnönü hiçbir zaman nazara almamıştır. Kendi ırkına eziyet ve zulümde İnönü gibisi az bulunur. ( http://muzafferdeligoz.blogcu.com/ozalp-te-33-kisinin-kursuna-dizilmesi_22858981.html ) İsmet İnönü aslında Mustafa Kemal’in bütün yaptıklarının tam tersini yapmış, millete yaptığı eziyetleri de “Kemalizm” diyerek Mustafa Kemal’e yüklemiştir. Mustafa Kemal Atatürk masonluğu yasak etmiş, locaları kapatmış, İsmet İnönü açmış ve en büyük masonları Bakan yapmış, masonlara devletin önemli görevlerini vermiştir. ( http://muzafferdeligoz.blogcu.com/mustafa-kemal-ve-inonu_1511162.html ) İnönü iktidar olur olmaz, Atatürk’ün resimlerini paralardan ve pullardan kaldırarak kendi resimlerini koydurmuştur. Atatürk’ün Cenaze namazını kıldırmamış, mezarını yaptırmamıştır. 1938 de vefat eden Mustafa Kemal’in toprağa verilmesini 15 yıl sonra 1953 de DP yapmıştır. İnönü döneminde Mustafa kemalin cenazesi Etnografya müzesinde bekletilmiştir. (http://muzafferdeligoz.blogcu.com/ataturk-un-cenaze-namazi-neden-camide-kilinmadi_28425781.html ) ( http://muzafferdeligoz.blogcu.com/anit-kabir-hakkinda_4282222.html ) Mustafa Kemal, Türk musikisine büyük önem vermiş, Cumhurbaşkanlığı köşkünde kadrolu ... Devamı

29 06 2006

AZERBAYCAN'IN TÜRKİYE'YE YAPTIĞI...

Son Ermeni Açılımı sebebiyle azgın ve şifabulmaz Tayyip aleyhtarları Türkiye'yi Azerbaycan'a karşı ihanetle suçluyorlar.Türkiye'nin menfaatleri ve Uluslararası kaideler onların umurunda değil. Yeterki Tayyip için 1-2 kelime aleyhte söylesinler, belki izi kalır.Ancak olayaın iç yüzü hiç de öyle değil..Sayın Ali Serdar Bolat,  Azerbaycan-Ermenistan-Karabağ konusunda yanılıyorsunuz. Sebebi de, olayları tarih sırasına göre yorumlamak yerine 6 ay öncesindeki durumu şu andaki durum gibi ele alıyorsunuz. Bana göre olayın gelişimi şöyledir: Ermenistan ile yapılacak mutabakatlardan önce mutlaka Azerbaycan’a bilgi verildi ve istişare edildi. O zaman Ermenistan açılımının mutlaka Karabağ’a bağlanması kararlaştırıldı. Bunun içindir ki Tayyip Erdoğan Azerbaycan’da bahsettiğiniz konuşmaları yaptı. Bu konuda verdiği sözü de tutarak Rusya’ya dayanan Ermenistan’ın Karabağ konusunda taviz vermemesi üzerine Mayıs ayından sonra görüşmeler kesildi. “Tayyip Bey'in Ermenistan ziyaretinden bir ay önce, 2 Nisan'da Ermenistan'ın Karabağ'dan çıkması önkoşulu olmaksızın Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasını öngören protokol imzalanmıştır. Demek ki Tayyip Bey, Azerbaycan ziyaretinde bu gerçeği gizleyerek tam tersini söylemişti” sözünüz gerçeği yansıtmıyor. Bu protokolde önkoşul yok ise, Tayyip Bey enayi mi bunu saklasın. Nasıl olsa ortaya çıkacak. Tatbik edilmeyecek bir protokol değil ki, saklı kalsın. Eğer saklanıyorsa zaten tatbik edilmeyecek demektir.  Tayyip Beyin Azerbaycan’a tavır alması Mayıstan sonra oldu. Türkiye’den geçecek olan Avrupa Gaz Boru hattının görüşmelerini haber alan Ruslar; Avrupa üzerindeki Tek satıcılık durumunun bu hat vasıtasıyla kalkacağını anlayınca hareke... Devamı

29 06 2005

Son Terörist kaç yüzyıl sonra öldürülecek ?

SON TERÖRİST KAÇ YÜZYIL SONRA ÖLDÜRÜLECEK ?Yeni Hava Kuvvetleri Komutanımız “"Son terörist ölene kadar mücadele sürecek.” demiş. Ben bu sözü, gazetecilerin masa başında yazdığı haberlere benzettim. Doğruluğuna söyleyenin de inanamadığı bir söylem..PKK terör örgütü 31 yıl önce 1978 yılında kuruldu ve 25 yıldır Türk Ordusu ile çarpışıyor. 1984 yılından bu yana ülke sınırları içerisinde 55 bin terör eylemi gerçekleşti, 44 bin vatandaşımız hayatını kaybetti. 8.000 askerimiz şehit oldu. 1984 yılından bu zamana kadar 140 bin PKK’lı yakalandı. Öldürülen PKK'lı sayısı ise 26 bin. Yaralanan asker sayısı 11 bin. Çanakkale ve Kurtuluş Savaşındaki şehitlerimizin adedinin 104.342 olduğu nazara alınırsa meydana gelen zayiatın önemi anlaşılır. PKK terörü başladığı 1984 yılında PKK nın militanları 20.000-25.000 arasında idi. 25 yılda 26.000 terörist öldürüldüğü 140.000 kadarı da yakalanıp hapse atıldığı halde hala 20.00 civarında.. Militan sayısında bir değişiklik yok. Demek ki arkadan geliyor.. Militan bulmakta sıkıntı çekmiyorlar.  Bu da terör örgütünü destekleyen bir kitlenin varlığını gösteriyor. Durumun bu olduğunu Sayın Komutanının bilmesine rağmen Silahlı Kuvvetlerin PKK’yı hemen bitirebileceği intibaını uyandıracak bu söylemi niçin?  25 yıl önce 25.000 militanı olan PKK’nın bu gün de 20.000 militanı varsa; Sayın komutanın son teröristi öldürebilmesi için yüz yıldan fazla beklemesi gerekecek. Neden mi? Genel Kurmay istatistiklerine göre her ay ortalama 86 militan öldürülmüş. Sayın komutanın mevcut militanları bitirmesi için 232 ay yani 19 yıl ve 400 milyar dolar daha gerekecek. Arkadan hiçbir... Devamı

23 06 2005

Tehlikenin Farkında mısınız ?

 Zihniyetlerini görmek için söze gerek yok, resimler yeter…      Tehlikenin Farkında mısınız ?                         Ergenekon: Av Tüfeği ile Darbe Mi Olur ?                                  ... Devamı