20 12 2004

ARAP SERMAYESİ

arap sermayesi türkiye’ye yönelEBİLİR.. (*)  muzaffer deligöz –gAZETECİ-yAZAR     QATAR, KUVEYT VE S.ARABİSTAN’LI SERMAYEDARLAR TÜRKİYE’de YATIRIM YAPABİLİRLER..   ABD SALDIRISI, IRAK’IN İŞGALİ 11 Eylül’de İkiz kulelere yapılan saldırı sonrasında meydana gelen hadiseler Amerikalılar kadar Araplar için de büyük zararlara sebep oldu.  Bu hadiselerin ardından ABD’nin Irak’a saldırması ve Irak’ın işgali buna tuz-biber ekti.   ABD’DEN KAÇAN “ARAP SERMAYESİ” ABD ve Avrupa’da Araplara ait 1 trilyon $ civarında bir sermaye bulunuyor. ABD’de Araplara yönelik sermaye kısıtlamalarının meydana gelmesi, “Arap sermayesi”nin ülkeden kaçışını hızlandırdı. Araplara karşı alınan mali kısıtlamalar Avrupa’da da devam ediyor.  Mesela, Almanya'da yayımlanan "Die Welt" gazetesinin haberine göre; hükümet şüpheli 160 kişi ya da kuruluşun banka hesaplarını dondurdu. Gazete, Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı Alfred Tacke'nin açıklamalarına dayanarak verdiği haberde, bu hesaplarda yaklaşık 600 milyon Euro yattığını yazıyor.   AMERİKA’DAKİ ARAP SERMAYESİ, DÜNYADAKİ FAİZSİZ BANKA MEVDUATLARININ 4 KATI Dünyanın 50 ülkesinde bulunan 200 civarındaki “Faizsiz Banka” ların kontrol ettiği para toplamı 250 milyar $ olmasına karşın, ABD da bulunan “arap sermayesi” 1-1,5 trilyon dolar civarında. Bunun yorumunu size bırakıyoruz.   “ARAP SERMAYESİ” NEREYE GİDİYOR ? Kaçan Arap sermayesinden Japonya,Ürdün ve Lübnan’a aktarılan miktarın 500 milyar $ bulduğu söyleniyor. Özellikle 11 Eylül olaylarından sonra arap sermayesi nin Lübnan’da artış gösterdiğine şahit olundu. Lübnan’a yatırım yapan Arap ülkeleri arasında Suudi Arabistan %54 ile birinci olurken, BAE %29, Kuveyt %15 ve Suriye %2 pay aldı   TÜRKİYE’NİN DURUMU 1986 yılında Türkiye’deki Arap sermaye şirketlerini... Devamı

15 10 2006

MEDİNE MÜDAFİLİĞİ

  ÖNCE YEMEN, SONRA MEDİNE MÜDAFİLİĞİ   Dedem, zayıf ve sinirli, çok az gülen, güldüğü zaman yüzünde buruk bir ifade oluşan, çok dürüst ve inançlı bir kişiydi. 8 yıllık askerliğin 6 yılını Yemen ve Medine’de yaparken karşılaştığı sıkıntı ve korkular, O’na gülmeyi unutturmuş. Beni yanına alır, Yemen’den, Medine’den, Araplardan, Çölden anlatırdı. Küçük dinleyicisinin anlayıp-anlamadığına bakmadan, sonradan tarihte okuduğumuz birçok hadiseleri anlatırdı. Yemen cephesinde sol ayagının yarısını kaybettiği için O’nu cepheden alıp, Medine Muhafızları arasında görevlendirmişler.      Anadolu'dan yeni gelmiş askerler Yemen'de yürüyüş halinde   Medine Muhafızı Fahrettin Paşa’nın çok yakınında İngiliz ve Araplarla çarpışmış, Fahrettin Paşa’yı çok seviyordu. Onunla beraber Peygamber şehrini müdafaa etmeyi hayatının en büyük şansı sayıyordu.                                                LAWRENCE       Lawrens’in arapları Türklere düşman yapmak için şeytanın bile aklına gelmeyecek hilelerini anlatırdı.      Lawrens Arapların altın hırsını  bildiği için, “Türkler, size kalmasın diye altınlarını yutuyorlar” yalanına şahit olarak, birkaç Türk şehidinin iç organlarına yerleştirdiği altınları, daha sonra bu şehitleri kılıçla keserek, çıkan altınları gösteri... Devamı

30 10 2006

ARAÇ ve KÖYÜMÜZ

  Araç                                                                        Aslen Kastamonu'nun Araç İlçesine bağlı SARPUN köyündeniz.  Dedem Trablus ve Yemen Cephesinde bulunmuş, Medine Muhafızı olarak görev yapmış olan rahmetli  Hüseyin Deligöz'dür . Sol ayağının yarısını şarapnel almış götürmüş. Sağ kolunun arkası da boydan boya yarım kalmış.                  Babaannem Döndü, hepimizin bildiği sıradan bir köy kadını. Fazla bilgisi ve özelliği yoksa da, ailesini çekip çeviren, her türlü meşakkati çeken O idi.  Gidip gelinmeyen Yemen'e gönderdiği genç eşi'nin yokluğunu belli etmemek için olanca gücü ile çalıştığını yüzündeki kırışıklar ele veriyordu.Hepsine Allah rahmet Eylesin. Sizden de Onlara bir Fatiha rica ediyorum.          Annem bu köyün biraz üstündeki MUNAY köyünden bu köye gelin gelmiş. Daha sonra bu köyün adını AŞAĞI OBA koymuşlar. İlçeye ve yola daha uzak olmasına rağmen köyün diğer köylerden daha medeni yaşam içinde olduğu görülüyor. Bunun sebebinin, köyün kuruluşunun Osmanlı zamanında daha uzun yıllara gitmesinden olduğunu zannediyorum. Ayrıca, köyden İstanbul’a çalışmak üzere giden çok kişinin olduğu, özellikle İstanbul'daki pastanelerde çalışan... Devamı

10 04 2006

HAC-1-

    MEKKE'DE İLK TÜRKÇE GAZETE NEŞRİ   1968 yılı Haccında İttihad Gazetesinin Suudi Arabistan’da Arapça -Türkçe olarak yayınlanması için karar alınmış. Salih Özcan bu yayın için Suudi Arabistan’da gerekli temasları yaparak, izinleri almış, anlaşmaları yapmış. İttihad Gazetesinin Suudi Arabistan temsilcisi olarak En-Nedve Gazetesinden Abdulkerim Niyazi isimli bir gazeteci bulunuyor. Onun da bu yayında yardımcı olacağı bildirildi.   İttihad gazetesi adına da Türkiye’den birinin gitmesi gerektiğinden, bu kişi olarak beni seçmişler. Bu benim için çok büyük bir imkandı. Zira,  gazete basımı için gittiğimde Haccımı da yapmış olacaktım. 28 yaşında bu imkanı yakalamamı, Cenab-ı Hakkın bir lütfu sayıyordum.    Gazetenin bu gidiş için yol masrafını ve Mekke’deki Otel parasını karşılayacağını,diğer masrafların benim tarafımdan karşılanması gerektiğini söylediler. Benim maddi durumum buna müsait olmamasına rağmen, Babam’dan da yardım alarak gitmeye karar verdim.  HACCA GİDİYORUM Salih Özcan, pahalı olan Uçakla değil Otobüs ile karayolundan gideceğimi söyledi. Bunun için de G.Antep - “Çayırağası” otobüslerinde yer ayırttığını, benim üçret ödemeyeceğimi bildirerek otobüs firmasının adres ve telefonunu verdi.Kendisi daha sonra uçakla geleceğinden, Suudi Arabistandaki Gazeteci arkadaşın ismini, telefonunu da verdi. Ayrıca, “Otel Şubra” da yer ayırttığını, orada kalacağımı bildirdi. Bir de Kraliyetin bir toplantı için matbu davetiyesini de verdi.   Pasaportumu çıkarıp, Suriye ve Ürdün sefaretlerinden vize almak için müracaatta bulundum. Pasaportumun Meslek kısmında “Gazeteci” yazdığı için Suriye sefareti bana günlerce vize vermedi. Sorduğumda da, gazeteci olduğumdan vize için Suriye’den izin gelmesini beklediklerini söylüyorlardı. Nihayet izin geldi. Ancak bu vize, diğer hacılara verilen gibi değil, Suriye’den 2 gün içind... Devamı

09 04 2006

HAC -2-

                                             Adil Ağayı Hacca yolcu ettikten sonra, askerlerle birlikte Halep’e geldim. Hakim’in yanıma niçin asker verdiğini yolda anladım. Hac sebebiyle yollarda kontrol çoktu. Bunların büyük kısmı da Hacılardan haraç almak için yapılıyordu. Ellerinde makinalı tüfek olan 2-3 sivil yola çıkıp, otobüsleri durduruyor; kendilerinin milis olduklarını, kontrol yapacaklarını söylüyorlardı. Amaçları kontrol değil, haraç almaktı. Bunu bilen Otobüs şöforları Türkiye’ den gelirken bu iş için yanlarına aldıkları sigara, çukulata gibi hediyeleri veya istenen parayı vererek, yola devam ediyorlardı. Bizim yanımızda asker olduğu için, bindiğimiz otobüs, hiçbir yerde durdurulmadan Halep’e geldi. Askerlere de biraz para vererek, geri gönderdim.  HALEP’e GELİYORUM Halep'te  Risale-i Nur talebesi Bistami Meto’yu buldum. Kısa birkaç ziyaretten sonra, Ürdün’e gitmek istedim. Bana dolmuş taksilerle gitmemi tavsiye etti. Hem ucuz, hem de rahattı. Beni bir dolmuşa bindirdiler ve uğurladılar. Yolda taksi şöforunun Ermeni olduğunu ve mükemmel Türkçe bildiğini gördüm. Fakat Türklere çok büyük düşmanlık besliyordu. Biraz konuşarak tashih etmek istedimse de faydası olmadı.   Beni oğlunun dükkanın önüne getirdi. Verilen sandalyelere oturduk. Derin bir iç geçirdi. Belli idi ki, bir şeye çok üzülüyordu. Güzel bir İstanbul lehçesi ile;-       "Ben Osmanlı... Devamı

07 04 2006

HAC -3-

MEKKE'DE İTTİHAD GAZETESİNİN NEŞRİ   5 mart 1968 tarihindeki Kurban Bayramında  Mekke’de En-Nedve Gazetesi tesislerinde  İTTİHAD Gazetesi Türkçe-Arapça olarak 150 bin aded basıldı. Bu Gazetenin Arapça bölümü Yazı İşleri Müdürlüğünü Abdulkerim Niyazi, Türkçe bölümünün Yazı İşleri Müdürlüğünü de ben yaptım.                                                MEDİNE’YE GİDİYORUZ  Fethullah Gülen Hocaefendi ve Ahmet Baltacı ile Cidde’ye, oradan da Medine-i Münevvere’ye gittik.   Ben Medine-i Münevvere’de bulunan Ali Ulvi Kurucu Bey’i buldum. Kendisi Mescid-i Nebevi’nin Kütüphane Müdürü idi. Türkiye’den kendisi için getirdiğim Arapça Risale-i Nur’u verdim. Kitabın yarısının olmamasının hikayesini de anlattım. Çoban Adil’in Suriye hapishanesinden kurtarılması sırasında Hakimin kitabı beğenerek istediğini; ben de bir kısmını ayırarak verdiğimi anlattım. Memnun oldu rahmetli. İsteğim üzerine de beni Mescid-i Nebevinin çatısına çıkararak oradana Kubbe-i Hadra’nın resmini çekmeme yardımcı oldu.    Burada, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin “ mühim bir alim “ diye bahsettiği ve kendi Hayatını anlatan (Tarihçe-i Hayat) ‘a önsöz yazdırdığı bu muhterem zatı kısaca anlatmak istiyorum.   Ali Ulvi Kurucu, Peygamber efendimizin “Alimler,cennet ağaçlarıdır” sözünün timsallerinden biri idi. İlmi ve Kalbinin güzelliği simasına aksetmişti. Onunla beraber olduğunuzda huzur içinde olurdunuz. Aruz vezni ile yazdığı şiirleri sebebiyle <Devrimizin Akifi> ve <Akif-i Sani> diye anılırdı. Tarihçe-i Hayata yazdığı Önsöz ise nesir sahasındaki şaheseridir. Okumanızı tavsiye ederim. &nb... Devamı

30 12 2005

DOĞU HABER AJANSI NİÇİN KURULDU

 İTTİHAD Gazetesinden ayrıldıktan sonra, bir  süre MTTB Basın-Yayın Müdürü olarak Birliğin yayınlarını hazırladım. Ancak evli olduğum için belli giderlerimizi karşılamak zorundaydım. Bunun için Türkiye’de bir ilk olarak 6 sayfalı büyük boy Ofset takvim hazırladım.  Takvimi “MTTB Takvimi”  adıyla çıkararak, gelirinden de MTTB ye belli bir oranda hisse verecektim. Ancak Anadolu’ya gönderdiğim takvimlerin büyük bir kısmının parasını  alamadım. Daha çok dini kitap satan kitapcılarla, bazı derneklere göndermiştim. Giden takvimlerin yarısının bedeli bile geri gelmedi. Takvimlerin geri gelmesi de hiçbir işe yaramayacağından gönderilen takvimlerden zarar ettim. Hukuk fakültesini bırakmış, öğretmenliğe de kabul edilmemiş olduğumdan yapabileceğim tek konu yine “Basın” olacaktı. Bu sahada öteden beri bütün gazeteci arkadaşlarımızla noksanlığını hisssettiğimiz konu Haber Ajansı idi. Mevcut Ajanslar belli bir dünya görüşünü temsil eden kişi ve gruplar tarafından kuruldukları için, haberler tarafsız olmuyordu.  Yurtdışı ve yurt içi baskı gruplarının, ideolojik görüşlerin haberleri ve yorumları öne çıkıyordu. Sağ kesimin haberlerini  az bile olsa vermek bir yana, çaptırarak ve değiştirerek veriyorlardı. İslami kesime ait haberlerin ajans bültenlerinde yer alması mümkün dahi değildi.  O günün Ajans bültenlerini incelerseniz, Dindarlarla ilgili haberlerin yalnızca; “Yakalanan Nurcular”, “Yasak Dini kitaplar” “Büst kıran Ticaniler”, “Zikir yaparken basılan Gericiler” gibi haberlerden ibaret olduğunu göreceksiniz.  Çıkmakta olan günlük gazete yöneticilerinin de aynı kafa yapısında olduğunu söy... Devamı

15 04 2005

ECEVİT’E SORU

  Bülent Ecevit’in MÜSİAD’da verdiği bir konferans sonunda  kendisine yazılı olarak şu soruları yönelttim:   Sayın Ecevit,   Son yıllarda Dünyada ve Türkiyede büyük değişikliklerin olduğunu görüyoruz. Bu arada sizin de, bizim de değiştiğimizi zannediyorum. Zira 1975 de Gerede’de sizi taşlıyan ellerimiz, şu anda alkışlamaktan kızardı.   1- Siz, bu fikirlerinizi eskiden beri mi taşıyordunuz, yoksa son zamanlarda mı değiştiniz ?   2- Sizde meydana gelen değişiklikte, Sultan Abdulhamit Han’ın huzur hocalarından olan Dedeniz Mustafa Şükrü Efendi’nin bıraktığı büyük izler var mı ?    Muzaffer Deligöz     Emel Ltd.Şti.   Bülent Ecevit’in kendisine gönderilen soru kağıtlarını tasnif ederken bir tanesini ayırarak kenara koydu. Sorulara cevap vermeye başlarken şöyle dedi:    -  Önce bana bu soru kağıdını gönderen arkadaşımızı görmek istiyorum, lütfen ayağa kalksın..    Soru kağıdından okunan isim, benim ismimdi. Anladığıma göre, soruyu önemli görmüştü. Ben ayağa kalkınca;           -    Lütfen kürsünün yanına gelir misiniz ?  diyerek beni yanına çağırdı.Kürsüye gittim. Önce bana teşekkür etti, sonra da :    -  Soruyu cevaplamadan önce beraberce bir hatıra fotoğrafı çektirelim diyerek, Rahşan Hanımı da yanına çağırıp, üçümüzün fotoğraflanmasını gazetecilerden rica etti.   Ben yerime geçtikten sonra da soruma şu mealde cevap verdi:          - Bu fikirlerime yeni sahip olmadım. Eskiden beri aynı fikirleri taşıyorum. Ancak, her fikrin her yerde açıklanması gerekmez.  Dünyada değişiklik oluyor, ancak bundan benim çok etkilendiğimi söyleyemem diyerek birçok konuda misaller verdi         Ancak,  benim sorumun 2. kısmına hiçbir cevap vermedi. Yani, Dedesinden... Devamı