23 Takipçi | 7 Takip
Diğer İçeriklerim (267)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (23)
04 04 2005

İslam'da Sosyal Yardımlaşma

 

Islâm’da

Sosyal Yardımlasma Sistemleri 

 

Muzaffer DELİGÖZ
 

  

İslam’ın ilk döneminde bulunan Sosyal yardımlaşmayı incelemeden önce, İslam Devletinin kendi çalışanlarına bu konuda nasıl davrandığını belirten bir örnekle başlamak istiyorum.

 

Bir Hadis-i Şerifte, Peygamber (a.s.v) Efendimiz şöyle demiştir:

 

“Bir kimse bizim işimize tayin olunursa; evi yoksa ev edinsin, bekârsa evlensin, hizmetçisi yoksa hizmetçi ve bineği yoksa binek edinsin, kim bunlardan fazlasını isterse, O, ya hıyanet eder veya hırsızlık yapar.”

(Ebu Davut, İmare,10; Ahmet İbn Hambel, IV, 229)

 

Burada emeği ile geçimini temin eden kimsenin belli bir süre içinde o gün için edinebileceği hayat standardı belirtilmiştir. Bunlar o günkü hayat şartları içinde gerekli ihtiyaçlar olup, örfe göre tespit edilmiştir.

 

Emevi Halifesi Ömer İbn Abdülaziz, çalışanlara hitaben şöyle demiştir:

 

“Herkesin barınacağı bir evi, hizmetçisi, bir atı ve evinin içinde gerekli eşyası olmalıdır. Bu imkanlara sahip olmayanın kimse borçlu (Garim) sayılır ve (zekat fonundan) desteklenmelidir.”

(Ebu Ubeyt, El-Emsal, 556)

 

Çalışanlarının Sosyal şartlarını yukarıdaki şekilde düzenleyen İslam’ın, ilk yıllarda diğer insanlara karşı Sosyal Yardımlaşma Düzenlemelerini de ele aldığını görüyoruz

 

 Kişinin, gücünü aşan ani bir tazminat yükü ile karşılaşması halinde bunu karşılamak üzere kurulan (AKİLE Sistemi) İLK DEFA  YAPILANDIRILIYOR.. Hz. Peygamber döneminde uygulanan bu sistemi, Hz. Ömer’in geliştirdiğini ve bütün halkı kapsayacak şekle soktuğunu görüyoruz. Bütün Halkın dâhil edildiği bu sisteme (DİVAN) deniliyor ve dâhil olanlar bu (DİVANLARA) kaydediliyor.

 

Bir SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞU olarak gelişen bu sistemde Devletin de bulunduğu anlaşılıyor. Bu gerek ilk defa olan bu kuruluşu yapılandırabilmek, gerekse maddi imkânları zayıf olan bireyleri maddi bakımdan destelemek içindi. Bu sebeple Ömer İbn Abdülaziz, memurlar için Zekât Fonundan yardım yapılabileceğini söylüyor

 

Zaten, İslam’a has (ZEKÂT) Müessesesi de temel ihtiyaçlarını karşılayamayan yoksul ve ihtiyaç sahibi kesimin bütün sıkıntı ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek üzere sistemleştirilmiş bir SOSYAL YARDIMLAŞMA Kurumudur. Tatbik edildiği yıllarda ihtiyaç sahibi kişilerin mesken problemleri dâhil tüm ihtiyaç ve sıkıntılarına cevap vermiş, önemli bir sosyal güvence sağlamıştır.

(Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Ticaret Rehberi İST 1998, Sh:40)

 

Bu konuda Emeviler zamanında geçen şu hadise oldukça önemli bir göstergedir: Halife Ömer bin Abdülaziz valilerine gönderdiği bir yazıda:

 

“Bütün borçluların borcunu ödeyiniz emrini vermiştir.

 

 Bunun üzerine bir Vali:

 

işçisi, atı, evi ve eşyası olduğu halde yine de borçlu olan kimselerin borcunu ödeyecek miyiz ?

 

diye sorduğunda Halifeden şu cevap gelir:

 

Evet, eğer borçları varsa, onların da borcunu ödeyiniz. Zira o söylediğiniz şeylere sahip olmak, bütün müslümanların hakkıdır.. 

(Zafer Dergisi sayı: 220 den: Ebu Ubeyde s:107)

 

Bu tatbikattan sonra,  Tunus ve Cezayir bölgesi zekat memurundan Halifeye gelen yazıda, zekat verecek kimse bulamadıklarını, herkesin refah içinde bulunduğunu, biriken paralarla ne yapmaları gerektiği sorulmuş, Halifeden:

 

Köle satın al ve azat et ..” emri gelmiştir.

 

Tarihin kaydettiği en geniş Sivil Sosyal Yardımlaşma Teşkilatları da İslam Medeniyetinde, özellikle de Osmanlı’da meydana getirilmiştir. Vakıflar, imaretler, Hayır tesisleri ve diğerleri günümüze kadar ulaşan bu eserlerdir.

 

15 ve 16. asırda Halk ve esnaf için kurulmuş olan ve önemli bir görev yapan (Para vakıfları)’nın finans kaynağı haline geldiğini görüyoruz.

 

Devletin yapması gereken önemli görevleri üstlenen bu müesseselerin, Kamu Harcamalarının azalarak, başka hizmetlerin yapılmasına vesile oluyorlardı.

 

İslam’daki bir diğer Sosyal Yardımlaşma Şekli de (KARZ-I HASEN) dir. Bu, karşılık beklemeden ihtiyaç sahibine verilen borç paradır. Kur’an-ı Kerimin 6 yerinde bundan söz edilir ve şöyle övülür:

 

“Kim Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat ve kat verir. Ayrıca O’ nun için değerli bir mükâfat da vardır. ”

(Hadid 57/11,18;Bakara 2/245;Tegabun 64/17;Müzzemmil 73/20)

 

Bir Hadis-i Şerifte, Peygamber (a.s.v) Efendimiz şöyle demiştir:

 

“Bir Müslüman diğerine 2 defa ödünç verirse, bir defa bağışta bulunmuş gibi olur.”

(İbn Mace, Sadakat 19; Şerkani, Mecmuul Zevaid 1V-126)

 

Sosyal Yardımlaşma Sistemleri arasında son dönemde en önemli yeri işgal eden SİĞORTA konusunu da incelemek gerekir ..

 

HİSSEDİLEN İHTİYAÇ: PROJELENDİRME

Sosyal Yardımlaşma Kurumlarının oluşturulması, cemiyetin sağlıklı yaşamı ve gelişmesi için önemlidir. Bunun Devlet tarafından yapılmasını beklemek doğru olmadığı gibi sıhhatli neticeler de vermez. Bir nevi Sivil Toplum Kuruluşları da olan kurumları projelendirerek hayata geçirmek zaruridir.

 

Bu zarureti hisseden bir kardeşimiz şöyle yazıyor:

 

 

    Tüm Özel Finans Kurumları ya da Al-baraka Türk bir kampanya başlatsa...

 

..kutlamalara harcanacak kalıcı hiçbir yararı olmayacak masraflar:

Yoksul ve mazlum ülke halklarına yardıma dönüştürülse,

 

Çocuklar ve büyükler için kitaba dönüştürülse,

 

Sağlık organizasyonlarına harcansa,

 

Bir asır sürecek, insan yararına kalıcı kuruluşlar tesisi için harcansa...

Al-baraka buna öncülük etmeli, düşünceyi hayata geçirmeli..

 

...Günümüz dünyasında önemli kuruluşların içinde yaşadıkları çevreye karşı tüm sorumluluklarının bizatihi faaliyet alanları ile sınırlı olmadığı, bunun dışında “sosyal” içerikli yükümlülüklerinin de bulunduğu bilinen bir gerçektir. Bu alanlara harcanacak finansman ve verilecek uğraşılar bir lüksü değil artık bir borcu ifade etmektedir.”

 

   İlhan İmik,Bereket-Albaraka Türk bülteni sayı:6 Sh.5

 

KUR’ANDAKİ EMİRLER:

İslam’ın Yüce kitabı Kur’an-ı Kerimin müteaddit ayetlerinde Sosyal Yardımlaşmayı gerekli kılacak emirler vardır. Bunların en önemlilerinden biri ZEKAT olmakla beraber, zekat kadar kesin emir olmayan yani farz olmayan Sadaka, yoksula yardım, infak, ikram gibi hususlar vardır. Hatta köle azat etmeyi de Sosyal Yardımlaşma içinde düşünebiliriz. Vakıa Suresinin 8. ayetindeki:

 

 “ Ashab-ı meymene, (amma) ne ashab-ı meymene”

 

Ayetinin manasını burada zikretmek gerekiyor. Meymene ashabı; hayırlılar ve uğurlular demektir. Sure-i Beled’e göre, bu grubun: 

Bir canı kurtarmak

Zor bir günde kapısını açıp herkesi doyurmak,

Bir öksüzü, garibanı himaye etmek

Çok yoksul bir garibana tasadduk etmek,

İman etmek

Merhamet etmek ve merhameti öğretmek

Sabretmek ve sabrı öğretmek

Görevlerini yerine getirdiğini anlıyoruz. 

 

(Kulluğun ideali; özellikle infaktaki başarı, ehl-i meymene olabilmenin anayasasıdır. Bu yüzden yüce kitabımız, başlangıcında; felaha erebilmeyi, ahirete yakin oluşu “iman-namaz-infak” üçlüsüne bağlamıştır.)

Kur’anın Harika Mesajları-Dr. H. Nurbaki,İst-1997 Sh.84

 

İNFAK nedir ?

Hadid Suresi Ayet 7 :

 

 “ Allah ve RESULÜNE İMAN EDİN. Size istihlaf buyurduklarından infak edin”

 

Görüldüğü gibi ayet iman ve infakı birlikte emreden, çok özel bir emirdir. Kur’anda infak konusunda en önemli emir bu ayettir.

 

İnfakın nelerden yapılacağı bu ayette çok net biçimde tanımlanmaktadır. (Allah’ın bize istihlaf ettiği her şeyden) infak edeceğiz.

 

.. İnfakın anahtarı istihlaf kelimesidir. İstihlaf, Hulf, halife kelimelerinden meydana gelir.

 

Allah bizi yaratıp halife kılmayı murad etmiştir. Bu nedenledir ki; yeryüzünde tüm mahlûkata karşı, özellikle de insanlara karşı tam manasıyla ilahi sıfatların temsilcisi gibi hareket etme durumundayız. Sanki bir müessesenin vekil harcı gibi çevremizdeki herkesin ihtiyacını gidermekle yükümlüyüz. Böyle olmasaydı Allah “ İnfakı, size verdiğim nimetlerden verin.” Emrini bu tarzda açıklamazdı.  Allah bize halife oluşumuz nedeniyle verdiği nimetler geneldir. Fakir ve zengin bu ayet gereği infakla yükümlüdür.

(Dr.H.Nurbaki a.g.e. Sh:232)

 

Hadid Suresi-Ayet 10 :

 

 “Allah yolunda niçin infak etmeyesiniz ki ? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah’ındır.”

 

Siz niçin infak etmiyorsunuz? Gerçek mülkün sahibi değil, vekilsiniz. Tüm mülk Allahın’dır.  Onun mülkü geçici olarak hilafetinize girdi diye kendinizin sanmayın .. Hemen infak edin ..

Dr.H.Nurbaki a.g.e. Sh:235

 

KARZ-I HASEN:

Hadid Suresi, Ayet: 11

 

 “Herkim ki; Allah’a karşı bir karz-ı hasen takdim edecek (ederse), Allah onu katlayıversin. Hem onun için, çok hoş bir ecir de vardır.”

 

Karz-ı Hasen : Allah’a ödünç verme anlamınadır. Bilindiği gibi Hasen, çok güzel anlamınadır. Karz, ödünç verme, bağış vermedir.  Karz-ı Hasen; güzel bir verişi, güzel bir takdimi ifade eder. Allah adına verilen bir infak, her sadaka bir Karz-ı Hasendir.  Ayette, Karz-ı Hasene vaat edilen iki tür mükafat vardır: Biri maddi olarak misliyle geri dönmesi; diğeri ecr-i Kerim olan manevi mükafattır.

 

Karz-ı Hasenin on katı ile iade olunacağına ilişkin emirler vardır. Bu ayetteki incelik miktar bildirmeden misliyle Karz-ı Hasen’in Allah’ın hazinesinden iadesidir. Bu iade ilahi hazineden olacağından hem miktar itibariyle pek fazla, hem hayırlı oluşu nedeniyle bereketlidir.

 

Bir bağışın Karz-ı Hasen  olması için şartları arasında, gizli kalması, başa kakılmaması ve muhtaç olana verilmesi, verilende gözü kalmama gibi hususlar vardır.

Dr.H.Nurbaki a.g.e. Sh:237-8

 

SADAKA:

Hadid suresi, ayet : 18 :

 

“Sadaka veren kadın ve erkeklere ve Karz-ı Hasende bulunanlara Allah kat kat verir. Onlara ayrıca kerim bir ecir vardır.”

 

Demek ki, Sadaka ve Karz-ı Hasen (Allah için iyilik yapma) Allah’a giden yolun başlangıç noktasıdır. Allah bu davranışlara karşı hem maddi-manevi nimetler verir; hem de kerim bir ecir. Ecr-i Kerim, gönüllere verilen mükâfattır.

 

Ayette iki mesaj var:

Karz-ı Hasen ve Sadaka’da kadın ve erkeğin birlikte yükümlülüğü

Karz-ı Hasen kavramı.

 

Aslında bu ayet kadının para kazanması ve ticaret yapma hürriyetini açıkça beyan etmektedir. Miras ve ticari hürriyeti kadına ilk defa İslamiyet vermiştir. “ Dr.H.Nurbaki a.g.e. Sh:246

 

194
0
0
Yorum Yaz