23 Takipçi | 7 Takip
Diğer İçeriklerim (241)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (23)
03 06 2006

Haber7com. röportajı .

        28 Nisan 2008 06:46

Üniversitelerde başını kapatan ilk kız öğrenci kimdi? Kendisine nasıl bir rapor verildi? İslami duyarlılıkla yayınlanan ilk gazetelerde görev alan Muzaffer Deligöz´ün o dönemle ilgili ilginç anıları...

Demirel’in masonluk belgesi
nasıl ele geçirildi?

 

 
Röportaj:
Uğur İlyas Canpolat


İslami duyarlılıkla yayınlanan ilk gazeteler olan, Zülfikar, Uhuvvet, İrşat, İhlas, İttihad ve Milli Gazete’de görev alan Muzaffer Deligöz, yıllar sonra o günleri anlattı.




Süleyman Demirel’in masonluk belgesinin nasıl elde edildiği, İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bahriye Üçok’un örtünen öğrencisine tehditlerle nasıl başörtüsünü çıkarttığını, yine o dönemde başörtüsü takan İlahiyat öğrencisi Hatice Babacan için fakülte idaresinden “geri zekalıdır” açıklaması yapılması, Örfi İdare Komutanı Org. Cemal Tural’ın “Sizi Ankara dışına sürüyorum” demesi gibi şaşırtıcı pek çok konu bu söyleşide dile geldi.

— İslami duyarlılığa sahip ilk gazeteyi çıkaran ekipte yer aldınız. O günkü yayın dünyasını anlatır mısınız?

- 1963’lerde çıkardığımız gazetelere “İslâmi duyarlılığa sahip ilk gazete” demek hem çok büyük bir iddia olur, hem de bizden öncekilere haksızlık olur kanaatindeyim. Belki, bizim çıkardığımız gazetelere “Risale-i Nur’un ilk gazeteleri” denebilir.

   Askerlerin 1960 da meşru iktidarı devirmelerine en büyük yardımı gazeteler ile Üniversite Profesörleri yaptı. Bunun için Askeri İdare gazetecilere büyük imtiyaz tanımıştı. İslami yayınlar yasaklanmıştı. Biz gazeteciliği yasağın bir nevi delinmesi olarak kullanmıştık. Biz üniversite öğrencisiydik. Gazetecilik bizim mesleğimiz değildi. İslami yayın yapabilmek için gazeteciliğe soyunduk. Ama bu amatörce bir çalışma idi.

    Burada yeri gelmiş iken, 1928 de latin harflerinin kabulünden sonra yayınlanan İslami gazetelerden önemlilerini saymak isterim: Eşref Edip Beyin “Sebilürreşad”, N.Fazıl’ın “Büyük Doğu”, Osman Yüksel Serdengeçti’nin “Serdengeçti”, Abdullah Işıklar’ın “Fetih”, Salih Özcan’ın “Hilal Dergisi” , Şevket Eygi’nin “Yeni İstiklal” i ve diğerleri…

— Bu ekipte sizden başka kimler vardı?

- 1963 de Ankara’da çıkardığımız haftalık “İRŞAD” ve “İHLÂS” gazetelerinde; Said Özdemir ağabeyin önderliğinde Ali Gürbüz, Zeki Birbilir, İsmail Anbarlı ve ben Muzaffer Deligöz vardı. 1964 de İzmir’de çıkardığımız “Zülfikar” ve “Uhuvvet” gazetelerini de aynı ekip çıkardı.

   Aynı sırada Konya’da öğretmen Mustafa Kırıkçı’nın yayınladığı “Bediülbeyan” ve daha sonra “Bediüzzaman” dergileri de bulunuyordu.  Bunlar bütün Türkiye’ye dağılan yayınlardı. Bazı illerde mahalli olarak çıkarılan dergilerin olduğunu da hatırlıyorum.

— Çetin günlerdi… O günün şartlarında bir gazete çıkarmanın daha doğrusu İslami nitelikte bir gazete çıkarmanın zorlukları nelerdi?

- Gazete çıkarmanın değil ama, İslami fikirlerin yayınlanması zorluğu vardı. Daha önce matbaalarda basabildiğimiz “Risale-i Nur” ları artık ne basabiliyor,  ne dağıtabiliyor, ne de saklayabiliyorduk. Çetin günlerdi gerçekten… Biz de farklı bir formül bulduk. Basamadığımız kitapları “Gazete” olarak basıp yayınlıyorduk.

   Gazete ile yayın yapmanın önemini anlayınca da, sadece “Risale-i Nur” için değil; Türkiye’deki “İslami Hareket”in sesi olmak için gazete yayınlamaya başladık. Bunların ilki de “İTTİHAD” idi.

- Risale-i Nur ağırlıklı bir gazetemiydi bu gazete de?

- Önce yayınlananlar Risale-i Nur ağırlıklı idi. Ama “İTTİHAD” hem İslami, hem de siyaset ağırlıklı yayın yapıyordu.

— Neden İslami ağırlıkta bir gazeteye ihtiyaç duydunuz? Burayı biraz daha açabilir miyiz?

- 1960’larda Türkiye’deki İslami çalışmaları aksettiren, İslam’a yapılan saldırıları cevaplayan basın yoktu. Ne yazık ki yoktu! Rahmetli Necip Fazıl ve Serdengeçti tek başlarına bunlarla mücadele ediyorlardı. Bu sebeple de ömürlerinin büyük bir kısmı hapishanelerde geçiyordu.

  Onların çıkardıkları gazetelerde “Siyaset” daha önde görülüyordu. Kamuoyunda da onların imajı siyasi idi. Yani sırf İslami hassasiyeti gösterdiğine inanılan gazete yoktu. Hatta “Yeni İstiklal” bile siyasi kabul ediliyordu. Bu sebeple; siyasi hadiseleri ve haberleri vermeyen; yalnızca İslami haber ve konuları işleyen bir gazete yayınlamak ihtiyacını duyduk.

— Gazete çıktığında nasıl karşılandı?

- O günleri yaşayanlar hatırlayacaktır, gazete için mahalli kampanyalar, fahri özel dağıtıcılar ortaya çıktı. Yani, bir ihtiyacın var olduğu, bunun da karşılandığı anlaşıldı.

— Kimler yazıyordu gazetenizde?

- İttihad’ın yazı kadrosu çok genişti. Başyazar: Mustafa Polat idi. Köşe Yazarları: Galip Gigin, Zeynep Münteha Polat, Nuriye Karahisarlı (Huriye Deligöz), Abdulhamid Oruç idi.

   Sağlık sayfasını Dr. Sadullah Nutku, İslam Alemi sayfasını Salih Özcan ve Prof. Ali Genceli hazırlıyordu. Aruz vezninde Şiirleri de Maraş Senatörü A.Tevfik Paksu ile  Mustafa Necati Bursalı yazıyordu. Röportajları Necmettin Şahiner gerçekleştiriyordu. Dini Sorulara cevapları Ahmet Şahin yazıyordu. Kitap sayfamızı İnş. Mühendisi Mustafa Yeşilyurt hazırlıyordu. Fikir-Sanat sayfasını ise Suat Alkan yönetiyordu hatırımda kaldığı kadarıyla.

— Dağıtım ve satış işini nasıl gerçekleştiriyordunuz?

- Başlangıçta hiçbir dağıtım şirketi pazarlamayı yapmadı. Öyle olunca şehirlerarası otobüsle ve PTT yoluyla dağıtım yapıldı. Tiraj o gün için 30.000 olunca bir dağıtım şirketi kabul etti. Bu traj 80.000 kadar çıktı. Bu, o zaman için inanılmaz bir rakamdı.

—O günün şartlarında bakıldığında yaptığınız bu işler biraz deli cesareti isteyen bir iş idi değil mi?

Aynen öyle.. Zira gazetelerin çıkışı bir sermayedara bağlı değildi… Tamamen inananların verdikleri borç para ile yapılıyordu.

— Yayın hayatınızda Sıkıyönetim ile yaşadığınız bazı sorunlar oldu galiba?

- İttihad Gazetesinde sıkıyönetim konusu yaşanmadı. Ama, Ankara’da İHLAS Gazetesi’nin çıkışında bahsettiğiniz gibi sorunlarımız oldu. Sıkıyönetim gazeteyi 2 defa kapattı. İkincisi temelli kapatma idi…

— Başınıza neler geldi? Kapatmanın nedeni neydi?

- Başlangıçta bir sorun olmadı. Ancak, Milli Birlik Komitesi’nin üyelerinden biri Ankara Örfi İdare Komutanı Org. Cemal Tural’a telefon ederek “Paşa, Nurcular Hükümet Merkezinde Bediüzzaman’ın resimlerini boy boy basıyor. Uyuyor musunuz ?” diye baskı yapınca Cemal Tural, gazeteyi 1 hafta kapattı. Ancak, gazete haftalık olduğu için bir gün gecikme ile tekrar çıkardık. Çıktı ama, tam çıktı.. Bediüzzaman’ın “EY ÂLEMİ İSLAM UYAN” yazısı Erzincan’lı ressam Rafet Kavukcu’nun nefis hattı ile tam sayfa ve yeşil renkle basıldı. Solda da boydan boya tam sayfa Bediüzzaman’ın sarıklı resmi vardı. İşte bu yayın gazeteyi kapattırdı.

— Gazeteler o dönemlerde yasaklanabiliyordu, tamamen kapatılabiliyordu demek ki. Peki gazete çıkarmanız yasaklanınca nasıl bir yol buldunuz?

- O sırada mahkemeler göstermelikti. Bütün karar komutanlarca veriliyordu. Yassı Ada hakimi bile aynı şeyi söylememiş miydi ? “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor” sözü herkesçe malum... Biz Ankara’da yasaklanıp kapatıldığımızda ne yaptık? İzmir’e gittik ve orada gazete yayınına devam ettik.

— Bu sırada yaşadığınız pek çok ilginç olay vardır şüphesiz. Bunlardan aklınızda kalan birini paylaşır mısınız?

- Kapatma kararı üzerine gazete böyle çıkınca o gün Hacıbayram Camiinin yanındaki idarehaneye gelen askerler Said Özdemir, Ali Gürbüz, İsmail Anbarlı ve beni alarak, o zaman Örfi İdare karargâhı olan Kara Harp Okuluna götürdüler. Bir deniz hâkim albay önce gazetenin temelli kapatıldığını ve bizim Ankara dışına sürüldüğümüzü tebliğ etti. Sonra da çok kibar bir dille “yanlış yaptığımızı, Paşanın çok kızdığını” söyledi. Bizi dışarıda sıra şeklinde dizdiler. Biraz sonra Org. Cemal Tural geldi. Koltuğunun altında paşalık kırbacı, bir aşağı-bir yukarı bizi inceledi. Sonra da “Din-iman size mi kaldı? Nedir yaptığınız” diye söze başlayınca İsmail Anbarlı “Ama Paşam…” demeye kalmadı, Cemal Tural kırbacı vurmak üzere havaya kaldırdı.

Ancak, İsmail Anbarlı’nın baktığı yeri oyacak kadar şiddetli bakışı ve korkmadığını gösteren heybetli bir hareketi üzerine vurmak üzere kalkan eli yukarıda kala kaldı.
Siyah pardösünün boynuna koyduğu beyaz suni ipekten mamul, namazda sarık olarak kullandığı boyunbağı ve uzun boyu içindeki kabadayıvari hareketi, o şahin bakışı ile birleşince Paşa üzerinde ne gibi bir tesir yaptı ise yapmıştı. Paşa elini indirerek vurmaktan vazgeçip “Sizi Ankara dışına sürüyorum” diyerek gitti.

Doğrusu, biz Paşa’nın bizi koruduğunu çok sonra anlayabildik. Zira, o sırada Örfi İdare Komutanı istediği kişiyi, hiçbir karar olmadan hapse atabiliyor, mahkemeye de çıkarmadan aylarca bekletebiliyordu. Ayrıca askeri arnizonlarda yapılan işkencelerin haddi hesabı yoktu.

Mesela İstanbul Sarayburnundan Yassıadaya tünel açıp, Menderes’i kaçıracağını söylediği için bir İnşaat Mühendisi aylarca cezaevinde kalmıştı. Yaptığı şakanın neye mal olduğunu herhalde çok sonra anladı.

İnançlı bir kişi olan Org. Cemal Tural’ın bizim niyet ve gayelerimizi bildiği için Komitenin baskısına rağmen bizi cezalandırmadı, yalnızca göz önünden uzaklaştırdı.

— Çıkardığınız diğer gazeteler hangileri idi?

- 1964 de İzmir’de Zülfikar ve Uhuvvet gazetelerini çıkardık. O sırada Doğu Menzil Komutanı olarak Kayseri’de bulunan Korg. Faruk Güventürk’ün inançlı kişilere yaptığı zulümleri ve gazetelerdeki “Nurcular Yeşil Komünistlerdir” beyanatı üzerine yaptığımız yayın, bölgede büyük bir baskı kuran Güventürk’ü perişan etti. Bu sebeple de beni tevkif ettirerek 3 ay Buca Cezaevinde kalmama sebep oldu.

— Süleyman Demirel’in mason olduğuna ilişkin yayını ilk siz yaptınız galiba değil mi? O belgede ne vardı?

- O sırada Ankara Hukuk Fakültesinde okuyordum. 1963 yılının sonlarına doğru Ankara Merkez Vaizi olan Sait Özdemir Ağabey gazeteci arkadaşım Ali Gürbüz ve bana;

— Bu akşam sizi bir toplantıya götüreceğim. Hazır olun.. dedi

Akşamdan sonra Kastamonu Milletvekili Rahmetli İsmail Hakkı Yılanlıoğlu’nun evine gittik.  Bir süre sonra genç bir bankacı geldi.. Çıkrıkçılar Yokuşundaki bir Bankanın Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyordu. Bankacı; Mason Locasının faal üyesi olduğunu, Sait Özdemir vasıtası ile fikirlerinin değiştiğini bildirdi. Masonluktan ayrılmak istemesine Sait Beyin karşı çıktığını “üye olarak devam etmesini, ancak alınacak önemli kararlardan kendilerini haberdar etmesini ve bazı bilgi ve belgeleri de toplamasını istediğini” söyledi.

Bu zat Sait Özdemir’i arayarak, mason toplantısında çok önemli görüşmelerin yapıldığını, bunları muhakkak kendilerinin bilmesi gerektiğini söylemiş. Sait Bey de Kastamonu Milletvekili İsmail Hakkı Yılanlıoğlu’nun evine gelmesini istemiş. Mason Locasında yapılan toplantıda, Süleyman Demirel’in AP Genel Başkanlığına seçileceğini, bir süre sonra da Başbakan olarak görevlendirileceği hususunda bilgi verildiğini söyledi..

Bu sırada AP Genel Başkanı olarak Emekli Orgeneral Ragıp Gümüşpala görev yapıyordu. Ben Süleyman Demirel’i tanımıyordum.

-  Kimdir bu Demirel ? diye bir sordum.

Demirel’in eski DSİ genel müdürü olduğu, AP Kurucusu ve Genel İdare Kurulunda bulunduğunu söylediler.  

Gazeteci arkadaşımız rahmetli Ali Gürbüz ise;

— AP nin Genel Başkanı var. Ragıp Gümüşpala’nın Genel Başkanlığına hiç kimsenin itirazı da yok..  dedi. Genç bankacı bu soruya karşılık:

-    Gümüşpala meselesinin halledileceğini belirttiler..  dedi.

Genç Bankacı bu toplantıya, Genel Kurullarda elden ele dolaşan Süleyman Demirel’in mason olduğunu gösteren belgeyi de getirmişti. Hepimiz merakla bu belgeyi inceledik. Belge gerekli kişilere ulaştırılmak üzere İsmail Hakkı Yılanlıoğlu’na verildi.

Böylece, ben ve arkadaşlarım, Süleyman Demirel’in mason olduğunu bizzat aynı locada bulunan bir kişiden duymanın yanında, ilk elden masonluk belgesini de görmüş olduk. Bu haberi ben babamın Nahiye Müdürü olarak görev yaptığı Bolu-Yeniçağa’ya gittiğimde rahmetli babama ve oradaki arkadaşlarıma söyledim. Hiç biri Süleyman Demirel’i tanımıyorlardı. Bu sebeple bu haber onlar için pek enteresan olmadı. Ancak onlardan biri olan oto tamircisi Osman Özcan, uzun yıllar bana “Sen, Süleyman Demirel’in masonluğunu bize çok önceden söylemiştin “ der durur.

1964 AP Genel Kongresinde dağıtılan belgenin bizim bulduğumuz belge olduğundan şüphem yok. Zira Sait Bey ve İ.Hakkı Yılanlıoğlu, Sadettin Bilgiç’in kazanmasını istiyorlardı ve bu sebeple de birçok girişimde bulunuyorlardı. Ayrıca, bazıları AP nin ilk kurucularından ve Genel İdare kurulu üyelerinden Dr. Emin Acar, Mehmet Turgut, Tahsin Demiray, Faruk Sükan, Ferruh Bozbeyli, Celal Ertuğ, Fethi Tevetoğlu, Haluk Nurbaki, Hasan Aksay, Hüsnü Dikeçligil gibi isimlerle devamlı irtibatları vardı. Böyle bir belgeyi Demirel’e karşı olan kişilere vermeleri normaldi.

— Demirel kongre için bunu yalanlamak zorunda kalmıştı sanırım?

- AP’nin Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın garip ölümü üzerine, Genel Başkan seçmek için 30 Kasım 1964 de yapılan AP Genel Kongresinde iki aday vardı. Birincisi Dr. Sadettin Bilgiç, ikincisi Süleyman Demirel. Bu seçim sırasında Demirel taraftarları Demirel’in 1963-1969 yılları arasında ABD Başkanı olan Johnson ile çekilmiş resimlerini, Sadettin Bilgiç taraftarları ise Süleyman Demirel’in Mason olduğunu gösteren Loca Kayıt örneğini dağıttılar. Demirel kendisinin mason olmadığını belirten Türk Yükseltme Cemiyetinden verilmiş 14.11.1964 tarihli bir belgeyi kongrede okudu. Ancak bu Türkiye Masonlarının ikiye bölünmesine sebep oldu.

— Ankara İlahiyat fakültesinde yaşanan ilk başörtüsü sorununda yine iyi bir gazetecilik yaptınız. Hatice Babacan olayını da ilk siz duyurmuştunuz değil mi?

- 967 yılında Ankara İlahiyat Fakültesi’ne kaydoldum. Hem okuyor hem de İTTİHAD gazetesi İstanbul Bürosunu yürütüyordum. O sırada İlahiyat Fakültesinde Nesibe isimli öğrenci başını örttü. Doç. Bahriye Üçok kızın başörtüsünü tehditlerle açtırdı.

Arkasından Hatice Babacan başını örttü. O sırada diğer fakülteler bir tarafa hiçbir İlahiyatta kapalı bir kız öğrenci bulunmuyordu. Ben Hatice’nin babasını ve ağabeylerini tanıyordum. Kendilerine gittim, Nesibe’yi misal vererek Hatice’nin baskılara dayanıp, dayanamayacağını sordum. Hatice’de orada bulunuyordu. Babası Ali Amca; Çıkrıkçılar Yokuşu’nda dükkanı olan maddi durumu çok iyi olan bir toptancı idi. Kendilerinin Hatice’yi sonuna kadar destekleyeceklerini, açılmasının söz konusu olmadığını söylediler. Fakülte ve Üniversite Senatosu kararı ile Hatice Babacan ve Mustafa Demirsöz okuldan atıldı.

Fakülte boykot’a gitti. Bunun üzerine ben İTTİHAD’a “Bu baş bu vücutta olduğu sürece açılmayacak” başlıklı haberi gönderdim.  Manşet haline gelen haber, bütün Türkiye’yi ayağa kaldırdı. Türkiye’nin her yerinde öğrencilere destek veren etkinlikler yapıldı. MTTB Genel Başkanı İsmail Kahraman olaya sahip çıktı, boykotu destekleyen gösteri ve bildiriler gazetelerde yer aldı. Belki Hatice Babacan ve Mustafa Demirsöz okuldan atıldılar ama, başörtüsü Türkiye gündemine o gün girmiş oldu. Ama bugün ben okullarının önlerinde başörtülerini çıkararak, peruklarını takan kızlarımızın yanından başım eğik olarak geçebiliyorum. Ne ben ne de diğerlerimiz bu kızlarımıza yeterince sahip çıkamadık.

- O günlerde de bu tarz haberlerde manipülasyonlar yapılır mıydı? Aşağılama, hakaret vs…

- Elbette yapılırdı, yapılmaz mıydı?… Hem de nasıl yapılırdı. Burada bana ait tatlı bir  hatırayı a anmak isterim: Fakülte İdaresi Hatice Babacan için gazetelere “Geri zekâlıdır” diye beyanat verince, ben ve ağabeyi (Ali Babacan’ın babası) Hatice’yi zekâ testi için İstanbul Üniversitesine götürdük. Bizi İstanbul’da gazetemizin hanım yazarı Huriye Vardarlı karşıladı ve mihmandarlık yaptı.  İstanbul Üniversitesi Hatice Babacan için “üstün zekâlıdır” raporu verdi. O gün orada gördüğüm Huriye Hanım ile çok kısa bir süre sonra Rahmetli Mustafa Polat ve Mustafa Kavurmacı’nın vasıtasıyla bugüne kadar sürmekte olan hayatımızı birleştirdik.

— Çıkardığınız diğer gazeteler hangileri idi?

- 1967 de İstanbul’da yayına başlayan haftalık “İTTİHAD” Gazetesi, 1968 MTTB Basın-Yayın Müdürü olarak MTTB Dergisi,1969 de Ankara’da Diyanet İşleri Başkanlığının Yayın organı olarak yayınladığımız ´Diyanet Gazetesi´ ve aylık “Diyanet Dergisi” 1973 Milli Gazete, 1985-91 Türkçe Gazete (S.Arabistan’da Hacılar için günlük Türkçe Gazete), 1990 dan bu yana zaman zaman yurt dışı yayın yapan ve sahibi olduğum Doğu haber Ajansı-Eastern News Agency

- İttihat Gazetesi döneminde itibar gören bir gazete idi. Buradaki pozisyonunuz ne idi? Gazete kadrosunda kimler vardı?

- “İTTİHAD” Gazetesinin Sahibi: Salih Özcan idi. Genel Yayın Müdürü Mustafa Polat, Yazı İşleri Müdürü Muzaffer Deligöz. Teknik Müdürümüz Erdoğan Atak idi. Ressamımız çizgilerini herkesin tanıdığı daha sonra uzun yıllar yazarlık yapan kanaatimce en iyi Türkçe yazan kalem olan Gürbüz Azak idi. Risale-i Nur Cemaati adına gazetede Mehmet Kutlular bulunuyordu.

— Mazlumların müdafii olarak bilinen Avukat Bekir Berk ile yakınlığınız oldu mu?

- Elbette… Gazeteciliğim boyunca, Bekir Berk’in Anadolu’da girdiği davaların bir çoğunu takip ettim. Mahkemelere beraberce gittik. Dosyalarına gerekli evrakları daktiloda çoğaltırdım. O zaman fotokopi olmadığından mahkemeye sunulacak belgeler kopya kâğıdı ile daktiloda çoğaltılırdı. Duruşmaları gazeteci olarak takip ettim ve gazetemize haber olarak geçerdim.

     Cidde’de hastalığının arttığı zaman yanında kimsesi olmadığı için kendisini bizim eve taşıdık. Eşim Huriye Hanım elinden geldiğince kendisine hizmet etti. S. Arabistan’dan son ayrılışını da bizim evden yapmış oldu. Allah Rahmet eylesin, bütün hayatını karşılık beklemeden ümmetin hizmetine sunan nadir kişilerden oldu.

—Daha sonra siz Yeni Asya gazetesinde yer almadınız herhalde?

- Hayır. İttihad gazetesinde Salih Özcan ile diğerleri arasında meydana gelen ihtilafta ben Salih Bey’i haklı bulduğumu açıkça belirttiğim ve buna karşı fiili tavır aldığım için, Yeni Asya’da görev almadım.

-Milli Gazete’nin Yazı İşleri Müdürlüğünü de yaptığınızı biliyorum. İlk Yazı İşleri Müdürü siz miydiniz?

- MNP mensuplarının kurduğu NİDAŞ isimli şirketin müdürlüğüne beni getirdiler. O sırada Milli Gazete’nin çıkarılmasına karar verilmişti. İstanbul’da yapılan çalışmaları yeterli bulmayan Necmettin Erbakan Hocamız beni gazetenin kuruluşunu yapmak üzere İstanbul’a gönderdi.. Ben gazetenin ilk Genel Yayın Müdürü ve Yazı İşleri Müdürü olarak göreve başladım.

 - Milli Gazete günlerinden de kısaca bahseder misiniz?

- 1972 yılının 11. ayı.. Gazetenin sadece ismi alınmış, binası kiralanmıştı. Gazetenin çıkış tarihi 12.Ocak 1973 olarak ilan edilmiş ama ortada hiçbir şey yok. Yayın ve yazar kadrosu olmadığı gibi,  basım, dağıtım, ajans anlaşmaları da yok. Gazetenin logosundan, anlaşmalarına, yazarlarından yazı işleri kadrosuna, resmi müracaatlarından kadronun maaş pazarlığına, telefonundan masalarına kadar bir günlük gazetenin her şeyini 2,5 ay içinde yapmak zorundasınız. Üstüne üstlük, Erbakan Hoca gibi titiz ve her şeyin detayını isteyen bir kişiye hesap vererek..

   Allah’a şükür biz, ekip olarak Muzaffer Deligöz, Selahattin Sadıkoğlu, Mehmet Cemal Çiftcigüzeli, Rahmetli Erdoğan Atak, Gürbüz Azak ve gazete sahibi görülen Hasan Aksay, Yönetim Kurulunda olan Sabri Özpala ile Bahattin Çarhoğlu’nun yardımları ile gazeteyi gününde çıkardık.

    Yazar kadromuz; Necip Fazıl Kısakürek, Şule Yüksel Şenler, Ahmet İhsan Genç, Prof. Dr. Osman Turan, Osman Yüksel Serdengeçti, Abdurrahim Karakoç  ve diğerlerinden oluşuyordu.

   Gazeteci olarak; Hürriyet gazetesinin 1. sayfasını hazırlayan Erdoğan Atak, birçok gazetenin İstihbarat Şefliğini yapmış tanınmış gazeteci Agah Güçlü, Günaydın gazetesinin meşhur fotoğrafçısı ve fotoğrafçıların üstadı Atılay Gülen, Akşam gazetesinin Arşiv Müdürü, Tercüman’dan part time olarak gelen Selahattin Sadıkoğlu ve M. Cemal Çiftcigüzeli ile daha birçok tecrübeli gazeteci bu kadroda yer alıyordu.

— Milli gazeteyi çıkardığınız o dönemlerde iyi gazetecilik yapabildiniz mi? Şimdi baktığınızda değerlendirmeniz nedir?

- İyi bir gazetecilik yapabilmek için, işin başında Erbakan Hocamız ile pazarlık yaptık.

1- İnanç ve yaşayışına bakılmadan mesleğinin ehli fakat çalıştığı yere sadık gazeteciler alınacak,

2- Bu gazetecilere verilecek ücrete karışılmayacak,

3- Gazete parti gazetesi olmayacak, tam bir gazetecilik yapılarak sağdaki basın boşluğu doldurulmaya çalışılacak,

4- Gazete çalışanlarının maaşları mutlaka zamanında verilecek, maddi bakımdan başkalarına muhtaç hale getirilmeyecek,

 5- Haberler, gazetecilik esaslarına göre değerlendirilecek, haberlerde parti hassasiyeti olmayacak, ancak; makale, yorum, tefrika gibi diğer konularla gazeteyi çıkaranların fikir aktarımı ve tatminleri sağlanacak..

   Başlangıçta buna uyularak yapılan neşriyatta büyük başarı sağlandı. O derece ki, her gün Gazeteciler Derneğinde “bugün Milli Gazete neyi manşet yaptı, hangi haberleri öne çıkardı” diyerek diğer büyük gazetelerle mukayesesi edilmeye başlandı. O kadar ki en sonunda Hürriyet-Milliyet-Milli Gazete yarışı meydana geldi. Burada bizim en büyük çıkmazımız matbaamızın olmaması sebebiyle tashih noksanlıkları ile gazeteyi dağıtıma vereceğimiz saatin çok erken olması idi. Buna rağmen yayınımız başarılı oluyordu.

- Malum gazetecilikte haber atlatmak önemli. Özel habere de ayrıca değer verilir. Gazete için aynı zamanda sayfa düzeni ve özellikle fotoğraflama da önemli yer tutar. O günlere ait şimdi aklınıza gelen bir anekdot var mı?

- Hiç unutmadığım bir hatıramı paylaşayım haber 7 okuyucuları ile. Boğaziçi köprüsünün tabliyeleri bitmiş, halatlar tamamlanmıştı. Ertesi gün bütün gazeteler köprü resmini koyacaktı. Atılay Gülen; “bir resim çekeceğim ki, bütün gazeteler Milli Gazetenin 10 adım gerisinde kalacaklar” diyordu. Ertesi gün bütün gazetelerin manşetleri köprü resmi idi. Ama herkes Milli Gazete’de Atılay Gülen’in resmine şaşkınlıkla bakıyordu.

   Atılay, Türkiye’de hiç kimsede olmayan 3 objektifli makinesi ile öyle bir resim çekmişti ki, bu işi bilenler parmak ısırıyordu. Resim Ortaköy Camiinden çekilmişti. Cami resimde bütün ihtişamı ile görülüyordu. Köprü ise, Anadolu yakasından Avrupa yakasına kadar bir bütün halinde görülüyordu. Yani, siz eğer köprünün tamamını çekmek zorunda iseniz, objektifin bunu alabilmesi için en azından 3 km öteye gitmeniz gerekirdi. O zaman da Cami küçücük kalacak, köprü de bütün güzelliği ile görülemeyecekti. Bu sebeple köprüyü mutlaka yandan çekmek zorunda idiniz. Ama Atılay’ın 3 objektifi resmi film üzerinde birleştirip, sanki yanınıza getiriyordu. Takdir etmeyen olmadı. Ancak farkında olmayanlar da vardı: Gazetenin sahipleri.. ve particiler..

-Bu gazetenin parti ağırlığında olması kendi iç dengelerini oluşturur herhalde. Gazetecinin de bu durumda yaşadığı zorluklar olsa gerek, ne dersiniz?

- Evet aynen öyle… Particiler, Erbakan Hoca’nın haberinin çift sütun verilmesine karşı başka partinin Genel Başkanının manşet olmasına dayanamıyorlardı. Yapılan baskılar sonucu gazetenin yayın siyaseti değiştirildi. Tamamen parti gazetesi haline getirildi. Biz de gazeteden ayrılmayı bir prensip meselesi saydık.

   Ancak, ben bunu daha başlangıçta Erbakan Hocamıza söylemiştim. “Eğer ileride parti gazetesi haline gelecek isek, büyük ve masraflı bir kadro kurmanın anlamı yok, biz 3-4 kişi bu gazeteyi çıkarabiliriz.” demiştim.  Ama kendileri, “bu sağ’ın en büyük gazetesi olacak, gazetecilik esaslarına göre yayın yapmanız daha iyi. En yakın zamanda matbaa da alacağız” dedikleri için birçok kişiyi rahat yerlerinden ettik, gazeteyi de masrafa sokmuş olduk.

— Dilersiniz birazda bugüne bakalım. Eski bir gazeteci ve yayın emektarı olarak bugünün basın dünyasını nasıl görüyorsunuz? İnternet gazeteciliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Teknik imkânların çok olduğu, birçok kolaylıkların bulunduğu zamanımızda, basın’ın etik değerlerden yoksun olarak yayın yaptığını görmek beni üzüyor. Eskiden her gazetenin yerleşmiş bir yayın ahlakı ve prensibi olurdu. Şimdilerde, özellikle bazı grup gazetelerinin ve Internet sayfalarının yerleşmiş prensipleri; her gün 1. sayfanın sağ üstü ile sayfanın en altı ve son sayfanın nerede ise yarısı yayınlayanları da konu bulmakta zorlayan seksi fotoğraflar ile dolu. Sebebi ve nedeni hiçbir şekilde izah edilemeyen, belki yalnızca gazete sahiplerince istendiği için yayınlandığı aşikar olan bir pespayelik… Üzücü tabii, çok üzücü… Sadece habercilik gözüyle bakan objektif olmayı şiar edinmiş, kartel mantığından uzak sadece doğru haberin peşinde olan gazetecilere ihtiyaç olduğu kanaatindeyim.

 (Haber 7)                                                     Bu haber 38,420  defa okundu


EbuHanzele tarafından 2008-04-30 08:47:00 tarihinde yazılmış
Teşekkürler Sn. Deligöz
Vatan, Millet ve İslam gençliği için yapmış olduğunuz gayretli çalışmalardan dolayı Sn.Muzafferbey'e müteşekkiriz ve muhterem pederleri Sn. Hüseyin Deligöz Beyefendiyi rahmetle yad ediyoruz. Saygılarımızla.
Huda'ya emanet olasınız ve daima, O'nun hıfz u himayesinde kalasınız...
Köroğlu Gençlği ahmetkiziltan/yeniçağa

Ölümüne Cimbom tarafından 2008-04-29 00:09:00 tarihinde yazılmış
SİZ DAHA YENİMİ ÖĞRENİYORSUNUZ DEMİRELİN MASON OLDUĞUNU....????
Ooo Onun mason olduğunu bilmeyenmi vardı, Mason Olmasaydı ALLAHIN sevgili bir kulu olsaydı ALLAH ona Zürriyet verirdi.

yavuz selim kahraman tarafından 2008-04-28 21:17:00 tarihinde yazılmış
allah razı olsun
bu abilerim gerçek bir kahramanlarmış.......

Barışık hayat tarafından 2008-04-28 20:55:00 tarihinde yazılmış
"Gümüşpala meselesinin halledileceğini belirttiler.."
Ali Gürbüz ise; AP nin Genel Başkanı var. Ragıp Gümüşpala’nın Genel Başkanlığına hiç kimsenin itirazı da yok.. dedi. Genç bankacı bu soruya karşılık: "Gümüşpala meselesinin halledileceğini belirttiler.." dedi. Genç Bankacı bu toplantıya, Genel Kurullarda elden ele dolaşan Süleyman Demirel’in mason olduğunu gösteren belgeyi de getirmişti.. "AP’nin Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın garip ölümü üzerine," Genel Başkan seçmek için 30 Kasım 1964 de yapılan AP Genel Kongresinde iki aday vardı.

ahmet arslan tarafından 2008-04-28 19:31:00 tarihinde yazılmış
Cumhuriyet sonrası en büyük iki talihsizlik -musibet ülkemizde
bir tanesi Atatürk sonrası inönü ve chp.si ikincisi Bu süleyman demirel felaketi. dahada iğrenci müslüman görünümlü burjuvazinin siyasete hakim olmaya başlaması. elbise ve kadın sergilemeler. mal biriktirme peşinde ,islama muhafazakarlık denen hristiyan adı takma.milatlık elbise servet çoğaltma ve siyaseti kullanma sanatı

372
0
0
Yorum Yaz