23 Takipçi | 0 Takip
Diğer İçeriklerim (241)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (23)
15 04 2005

DTP, Bediüzzaman'ın mezarını öğrenmek istiyormuş !..

 

DTP, SAİD NURSİ’NİN MEZARININ NEREDE OLDUĞUNU SORMUŞ ….

 

Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi’nin mezarını soran DTP milletvekillerine aşağıdaki cevabı veriyorum:

 

Eğer DTP liler SAİD NURSİ’nin kabrini ziyaret etmek ve dua etmek için bilmek istiyorlar ve bunda samimi iseler, mezarın yerini İçişleri Bakanına değil, Bediüzzaman’ın talebelerine sormalıdırlar. Zira, şu anda kabrin bulunduğu yeri hükümet dahi bilmemektedir..

SAİD NURSİ SAĞLIĞINDA;

"Benim kabrim gayet gizli bir yerde... bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lazım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da .. beni mecbur ediyor."  BU VASİYETİNİ DUA KABUL EDEN RABBİ DE O’NUN DEFNEDİLDİĞİ YERİ GİZLEMİŞTİR. URFA’DAN ALINIP BİR BAŞKA YERE DEFNEDİLEN NAŞINI TALEBELERİ ÇIKARMIŞLAR VE 1-2 TALEBESİNİDEN BAŞKA KİMSENİN BİLMEDİĞİ BİR YERE NAKLETMİŞLERDİR. BU SEBEPLE DEVLET DE ŞU ANDAKİ YERİNİ BİLMEMEKTEDİR.

 

 YİNE SAĞLIĞINDA; “Dostlar uzaktan ruhuma fatiha okusunlar, manevi dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risale-i Nur'daki azami ihlâs ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir manevi sebep hissediyorum" DİYE YAZMIŞTIR.

 

DTP’lilerin dini konulardaki beyanatlarına bakarak, kendilerinin Üstadımızın mezarını ziyaret veya dua için değil, siyasi çalışmalarına alet etmek için ele aldıkları sanıyorum. Zira;

 

Kısa süre önce DTP'liler; Kemalistlere "İslamcılara karşı işbirliği" teklifinde bulunmadı mı ?.

"Doğu - Güneydoğu'da İslami gelişmeler artıyor. Laiklik tehlikede. Oysa DTP de laik bir siyasi yapılanmadır, DTP'yi dışlamak, İslamcılara zemin hazırlamaktır" yollu açıklama yapmadılar mı ?

Mehdi Zana; "Müslümanlığı yanlışlıkla kabul ettikleri"ni söylediği Kürtlere "Zerdüştlük kökeni" izafe etmedi mi ? 

Abdülmelik Fırat; "Kemalist söylemle PKK söylemi birbirini üretmiştir" demedi mi ?

DTP Genel Başkan Yardımcısı ve Mardin Milletvekili Emine Ayna; 'Kurban bayramı ve Ramazan bayramından geçeriz, Nevruzdan asla'  Demedi mi ?

 

  

DTP milletvekili Hasip Kaplan; DTP'nin kapatılması durumunda doğuya dindarlığın hâkim olacağını söylemedi mi ?

DTP'li Ahmet Türk TÜSİAD Resepsiyonunda;“Bazıları hala 1400 küsür sene evvelki hükümlerle hareket ediyor” diyerek Hz. Muhammed dönemine atıfta bulunmadı mı ?  Yine sayın Türk; “Biz de Anadolu'daki geleneksel örtüye taraftarız, ancak örtü 1400 sene evvelki bakış açısıyla siyasallaştırılıyor, simge haline getiriliyor” demedi mi ?

 

Bütün bu söylemler bunların dini konularda iyi niyetli olmadıklarını, yalnızca istismar etmek için Üstadımız Bediüzzaman’ın mezarı ile ilgilendiklerini gösteriyor.

 

Ben,  47 yıldır içlerinde bulunmakla iftihar ettiğim Risale-i Nur Talebelerinden hiçbirinin ne Türk ne de Kürt veya bir başka ırkın üstünlüğünü veya ırkçılığını yaptığına şahit olmadım.

 

Bediüzzaman’ın bu konudaki düşüncelerini ise, kendisi söylesin. Yani, kendi yazdığı eserlerden alalım. Bunları aşağıya alıyorum. 

Ancak önce, herkesin yakinen bildiği birkaç hususu hatırlatmak isterim:

     ·         Üstadımız Bediüzzaman, 130 parça eserinin hiçbir yerinde kendi adını Kürtçe  Seîdê Kurdî” olarak yazmamıştır.

·         Bütün hayatı Türklerin arasında geçmiş, talebeleri Kürt kardeşlerimizle birlikte Türklerden oluşmuştur.

·         Hayatının hiçbir safhasında Kürtçülük veya ayrımcılık yapmamış, daima Türk-Kürt, Arap-Türk kardeşliğine vurgu yapmıştır.

·         Daima menfi milliyetçiliğe (ırkçılığa) karşı olmuş, hatta talebelerinden birinin Kürtçülük yapması karşısında bu konudaki fikirlerini açıkça belirtmiştir.

·         Kendileri Türk milletini (bütün arızalara rağmen) “İslam’ın Kahraman Ordusu” olarak yâd etmiş ve Âyet-i Kerimeye mazhariyetini dile getirmiştir.

·         Müslümanlara en ağır zulümlerin yapıldığı bir sırada dahi, devlete isyana izin vermemiş, bunu yapmak isteyenlere karşı durmuş, yaptıklarının yanlış olduğunu bildirmiştir.

·         Daha 1908 lerde bile, İstanbul’da Kürt kimliğini kullanarak isyana teşvik edilen hemşerilerini uyarmak için kahvehane kahvehane gezip, Türklerle-Kürtlerin birlikte olmaları gerektiğini belirten konuşmalar yapmış, yazılar yazmıştır.

 

Bütün bunlar göz önüne alındığında; 1908 lerde yapılmak istenilen ayrımcılığın bugünlerde tekrar gündeme gelerek devam ettiğini görmekteyiz.  Hiçbir Kürt kardeşimizin bu provokasyonlara gelmemesini dilemek yanında, bunlara gereken protestomuzu da göstermek zorunda olduğumuzu hatırlatırım..

 

Muzaffer Deligöz

Gazeteci-Yazar

www.muzafferdeligoz.blogcu.com 

________________________________________________________

Said Nursi; 130 parça eserinin çeşitli yerlerinde Kürt ve Türk konusundaki fikirlerini belirtmiştir. O’nun Türkler ve Devlet hakkındaki fikirlerinden bazılarını aşağıya alıyorum. Karar okuyucunundur..

Said Nursi’nin Türkler ve Devletle ilgili bazı yazıları:


"Benim gibi pek ciddî bir muhabbetle Türk Milletini seven; ve Kur'ânın senasına mazhariyetleri cihetiyle Türk Milletini pek çok takdir eden; ve altı yüz seneden beri bütün dünyaya karşı koyan ve Kur'ânın bayraktarı olan bu millete karşı gayet şiddetli taraftar bulunan; ve bin Türkün şahadetiyle, bin milliyetçi Türkçüler kadar Türk Milletine bilfiil hizmet eden ve kıymettar otuz-kırk Türk gençlerini, namazsız otuz bin hemşerilerine tercih etmekle bu gurbeti ihtiyar eden ve hocalık haysiyetiyle izzet-i ilmiyeyi muhafaza eden ve hakaik-i imaniyeyi pek vâzıh bir surette ders veren bir insanın; on sene ve belki yirmi-otuz sene zarfında, yirmi-otuz değil, belki yüz, belki binler talebesi, sırf iman ve hakikat ve âhiret noktasında onunla fedakârane bağlansa ve âhiret kardeşi olsalar çok mudur ve zararı mı var? Hiç ehl-i vicdan ve insaf bunları tenkide cevaz verir mi? Ve bunlara cemiyet-i siyasîye nazariyle bakabilir mi? "Said Nursi : (Tarihçe-i Hayat Sh:208)


"Ey efendiler! Ben, her şeyden evvel Müslüman’ım ve Kürdistan'da dünyaya geldim. Fakat, Türklere hizmet ettim ve yüzde doksan dokuz menfaatli hizmetim Türklere olmuş ve en çok hayatım Türkler içinde geçmiş ve en sâdık ve en hâlis kardeşlerim Türklerden çıkmış ve İslâmiyet ordularının en kahramanı Türkler olduğundan, meslek-i Kur'âniyem cihetiyle, her milletten ziyade Türkleri sevmek ve taraftar olmak Kutsi hizmetimin muktezası olduğundan; bana Kürt diyen ve kendini milliyetperver gösteren adamların bini kadar Türk Milletine hizmet ettiğimi, hakikî ve civanmert bin Türk gençlerini işhâd edebilirim." Said Nursi


"İşte ey ehl-i Kur'an olan şu vatanın evlâdları! Altı yüz sene değil, belki Abbasîler zamanından beri bin senedir Kur'an-ı Hakîm'in bayraktarı olarak, bütün cihana karşı meydan okuyup, Kur'anı ilân etmişsiniz. Milliyetinizi, Kur'ana ve İslâmiyet’e kal'a yaptınız. Bütün dünyayı susturdunuz, müthiş tehacümatı defettiniz, tâ

يَاْتِى اللّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ اَذِلَّةٍ عَلَى اْلمُؤْمِنِينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِى سَبِيلِ اللّهِ âyetine güzel bir mâsadak oldunuz. Şimdi Avrupa'nın ve firenk-meşrep münafıkların desiselerine uyup, şu âyetin evvelindeki hitaba mâsadak olmaktan çekinmelisiniz ve korkmalısınız!" Said Nursi


"Ey Türk kardeş! Bilhassa sen dikkat et! Senin milliyetin İslâmiyet’le imtizaç etmiş. Ondan kabil-i tefrik değil. Tefrik etsen, mahvsın! Bütün senin mazideki mefahirin, İslâmiyet defterine geçmiş. Bu mefahir, zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefahiri kalbinden silme!" Said Nursi : (Mektubat 26. Mektup)


"Hükümetin lâik cumhuriyeti dini dünyadan ayırmak demek olduğunu biliyoruz. Yoksa hiçbir hatıra gelmeyen dini reddetmek ve bütün bütün dinsiz olmak demek olduğunu, gayet ahmak bir dinsiz kabul eder. Evet, dünyada hiçbir millet dinsiz olarak yaşamadığı gibi; Türk milleti misillü bütün asırlarda mümtaz olarak, bütün aktar-ı cihanda, nerede Türk varsa Müslüman’dır. Sair anâsır-ı İslâmiyenin küçük de olsa yine bir kısmı, İslâmiyet haricindedir. Böyle pek ciddî ve hakikî dindar ve bin sene kadar Hak dininin kahraman ordusu olarak zemin yüzünde, mefahir-i milliyesini milyonlar menabi-i diniye ile çakan ve kılınçlarının uçlarıyla yazan bu mübarek milleti, "Dini reddeder veya dinsiz olur" diye itham eden yalancı dinsizler ve milliyetsizler, öyle bir cinayet işliyorlar ki, Cehennemin esfel -i sâfilîn tabakasında ceza görmeye müstahak olurlar."  Said Nursi : (Tarihçe-i Hayat Sh:212)


"Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin (*)  imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur'ânımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmağa razıyım: Çünkü; vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur." Said Nursi : (Tarihçe-i Hayat Sh:608)

(*) O sırada Türkiye Nüfusu 25 milyon idi


"Âlem-i İslâm milletleri Arab'ın metanetinden ders almışlar. İnşallah yine Arablar ye'si bırakıp İslâmiyet'in kahraman ordusu olan Türklerle hakikî bir tesanüt ve ittifak ile el ele verip Kuran’ın bayrağını dünyanın her tarafında ilân edeceklerdir." Said Nursi : (1908-Hutbe-i Şamiye-45) (Osmanlı döneminde yazılmış eseri)


Meşrutiyette İstanbul’daki Kürtleri ayaklandırmak isteyenlere karşı Bediüzzaman‘ın kahve kahve gezerek kürt asıllılara yaptığı konuşma

 

"İstanbul'da yirmi bine yakın hemşerilerimi, -hamal ve gafil ve safdil olduklarından- bazı particiler onları iğfal ile vilâyat-ı şarkıyeyi lekedar etmelerinden korktum. Ve hamalların umum yerlerini ve kahvelerini gezdim. Geçen sene anlayacakları suretle meşrutiyeti onlara telkin ettim. Şu mealde:

"İstibdat; zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet; adalet ve şeriattır. Padişah, Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir. Biz de ona itaat edeceğiz.
Yoksa, Peygambere tâbi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar. Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı; sanat, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz. Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevk eden hakikî kardeşlerimiz Türklerle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zirâ husumette fenalık var, husumete vaktimiz yoktur. Hükümetin işine karışmayacağız. Zirâ, hikmet-i hükümeti bilmiyoruz..."  Said Nursi : (1908- Divan-ı Harbi Örfi Sh:15)


"..o mübarek hadsiz kardeşlere bedel, Kürt namını taşıyan ve Kürt unsurundan addedilen mahdut birkaç dinsiz veya mezhepsiz bir mesleğe girenleri kazanmaktan yüz bin defa istiaze ediyorum!.."  Said Nursi :  Sayfa 450


BÜTÜN BUNLAR BU TALEBİN TAMAMEN GÖSTERMELİK VE SİYASI SEBEBLERLE OLDUĞINU GÖSTERMEKTEDİR.

BU KİŞİLER DEDELERİ İÇİN KONUŞSUNLAR AMA, SAİD NURSİ İÇİN ASLA KONUŞAMAZLAR.

 

O İSTESE İDİ ÖMRÜ HAPİSHANELERDE GEÇERKEN DEVLETE KARŞI ÇIKARDI. HER MEKTUBUNDA, HER KİTABINDA, HER YAZISINDA AŞAYİŞİN KORUNMASINI, FİTNE ÇIKARILMAMASINI, KENDİSİNE ZULMEDENLERİN BİLMEDEN YAPTIKLARINI VE HAKKINI HELAL ETTİĞİNİ YAZMIŞTIR.

 

BU SEBEPLERLE BİZLER BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’NİN TALEBELERİ  OLARAK, KÜRTCÜ VE AYRIMCI SİYASETCİLERDEN, BEDİÜZZAMANIN İSMİNİ KULLANMAMALARINI VE VEFAT ETMİŞ BİR ZATI İSTİSMAR ETMEMELERİNİ TALEP EDİYORUZ.

 

Muzaffer DELİGÖZ -

Risale-i Nur Talebesi

Gazeteci-Yazar

65
0
0
Yorum Yaz