23 Takipçi | 7 Takip
Diğer İçeriklerim (267)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (23)
22 06 2005

BEDİÜZZAMAN'ın Türkler hakkındaki görüşleri

Herkesin yakinen bildiği gibi;

 

·         Bediüzzaman 130 parça eserinin hiçbir yerinde adını Seîdê Kurdî olarak kürtçe yazmamıştır.

·         Bütün hayatı Türklerin arasında geçmiş, Kürt kardeşlerimizin yanında çoğunluk talebeleri Türklerden  olmuştur.

·         Hayatının hiçbir safhasında Kürtcülük veya ayrımcılık yapmamış, daima Türk-Kürt, Arap-Türk kardeşliğine vurgu yapmıştır.

·         Daima menfi milliyetciliğe karşı olmuş, hatta talebelerinden birinin kürtcülük yapması karşısında bu konudaki fikirlerini açıkça belirtmiştir.

·         Kendileri Türk milletini, bütün arızalara rağmen “İslamın Kahraman Ordusu” olarak yadetmiş ve Ayet-i Kerimeye mazhariyetini dile getirmiştir.

·         Müslümanlara en ağır zulümlerin yapıldığı bir sırada dahi, devlete isyan edenlere karşı durmuş, yaptıklarının yanlış olduğunu bildirmiştir.

·         Daha 1908 lerde bile, İstanbul’da Kürt kimliğini kullanarak isyana teşvik edilen hemşehrilerini uyarmak için kahvehane kahvehane gezip, Türklerle-Kürtlerin birlikte olmaları gerektiğini belirten konuşmalar yapmış, yazılar yazmıştır.

 

Said Nursi kendisinin Kürt ve Türk konusundaki fikirlerini 130 parça eserinin çeşitli yerlerinde belirtmiştir. Türkler hakkındaki fikirlerinden bazılarını eserlerinden aşağıya alıyorum. 

 

Said Nursi’nin Türkler ve Devletle ilgili bazı yazıları:


Benim gibi pek ciddî bir muhabbetle Türk Milletini seven; ve Kur'ânın senasına mazhariyetleri cihetiyle Türk Milletini pek çok takdir eden; ve altı yüz seneden beri bütün dünyaya karşı koyan ve Kur'ânın bayraktarı olan bu millete karşı gayet şiddetli taraftar bulunan; ve bin Türkün şehadetiyle, bin milliyetçi Türkçüler kadar Türk Milletine bilfiil hizmet eden ve kıymettar otuz-kırk Türk gençlerini, namazsız otuz bin hemşehrilerine tercih etmekle bu gurbeti ihtiyar eden ve hocalık haysiyetiyle izzet-i ilmiyeyi muhafaza eden ve hakaik-i imaniyeyi pek vâzıh bir surette ders veren bir insanın; on sene ve belki yirmi-otuz sene zarfında, yirmi-otuz değil, belki yüz, belki binler talebesi, sırf iman ve hakikat ve âhiret noktasında onunla fedakârane bağlansa ve âhiret kardeşi olsalar çok mudur ve zararı mı var? Hiç ehl-i vicdan ve insaf bunları tenkide cevaz verir mi? Ve bunlara cemiyet-i siyasîye nazariyle bakabilir mi? (Tarihçe-i Hayat Sh:208)


Ey efendiler! Ben, herşeyden evvel Müslümanım ve Kürdistan'da dünyaya geldim. Fakat, Türklere hizmet ettim ve yüzde doksan dokuz menfaatli hizmetim Türklere olmuş ve en çok hayatım Türkler içinde geçmiş ve en sâdık ve en hâlis kardeşlerim Türklerden çıkmış ve İslâmiyet ordularının en kahramanı Türkler olduğundan, meslek-i Kur'âniyem cihetiyle, her milletten ziyade Türkleri sevmek ve taraftar olmak kudsî hizmetimin muktezası olduğundan; bana Kürd diyen ve kendini milliyetperver gösteren adamların bini kadar Türk Milletine hizmet ettiğimi, hakikî ve civanmerd bin Türk gençlerini işhâd edebilirim.


İşte ey ehl-i Kur'an olan şu vatanın evlâdları! Altıyüz sene değil, belki Abbasîler zamanından beri bin senedir Kur'an-ı Hakîm'in bayraktarı olarak, bütün cihana karşı meydan okuyup, Kur'anı ilân etmişsiniz. Milliyetinizi, Kur'ana ve İslâmiyete kal'a yaptınız. Bütün dünyayı susturdunuz, müdhiş tehacümatı def'ettiniz, tâ يَاْتِى اللّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ اَذِلَّةٍ عَلَى اْلمُؤْمِنِينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِى سَبِيلِ اللّهِ âyetine güzel bir mâsadak oldunuz. Şimdi Avrupa'nın ve firenk-meşreb münafıkların desiselerine uyup, şu âyetin evvelindeki hitaba mâsadak olmaktan çekinmelisiniz ve korkmalısınız!


Ey Türk kardeş! Bilhassa sen dikkat et! Senin milliyetin İslâmiyetle imtizaç etmiş. Ondan kabil-i tefrik değil. Tefrik etsen, mahvsın! Bütün senin mazideki mefahirin, İslâmiyet defterine geçmiş. Bu mefahir, zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefahiri kalbinden silme! (Mektubat 26. Mektup)


Hükûmetin lâik cumhuriyeti dini dünyadan ayırmak demek olduğunu biliyoruz. Yoksa, hiçbir hatıra gelmeyen dini reddetmek ve bütün bütün dinsiz olmak demek olduğunu, gayet ahmak bir dinsiz kabul eder. Evet, dünyada hiçbir millet dinsiz olarak yaşamadığı gibi; Türk milleti misillü bütün asırlarda mümtaz olarak, bütün aktar-ı cihanda, nerede Türk varsa Müslümandır. Sair anâsır-ı İslâmiyenin küçük de olsa yine bir kısmı, İslâmiyet haricindedir. Böyle pek ciddî ve hakikî dindar ve bin sene kadar Hak dininin kahraman ordusu olarak zemin yüzünde, mefahir-i milliyesini milyonlar menabi-i diniye ile çakan ve kılınçlarının uçlarıyla yazan bu mübarek milleti, "Dini reddeder veya dinsiz olur" diye itham eden yalancı dinsizler ve milliyetsizler, öyle bir cinayet işliyorlar ki, Cehennemin esfel-i sâfilîn tabakasında ceza görmeye müstehak olurlar. (Tarihçe-i Hayat Sh:212)


Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmibeş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur'ânımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin îmanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmağa razıyım: Çünki; vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur. (Tarihçe-i Hayat Sh:608)


Âlem-i İslâm milletleri Arab'ın metanetinden ders almışlar. İnşâallah yine Arablar ye'si bırakıp İslâmiyet'in kahraman ordusu olan Türklerle hakikî bir tesanüd ve ittifak ile el ele verip Kur'an'ın bayrağını dünyanın her tarafında ilân edeceklerdir. (Hutbe-i Şamiye-45) (Osmanlı döneminde yazılmış eseri)


(Meşrutiyette İstanbul’daki Kürtleri ayaklandırmak isteyenlere karşı Bediüzzaman‘ın kahve kahve gezerek kürt asıllılara yaptığı konuşma)

 

İstanbul'da yirmi bine yakın hemşehrilerimi, -hamal ve gafil ve safdil olduklarından- bazı particiler onları iğfal ile vilâyat-ı şarkıyeyi lekedar etmelerinden korktum. Ve hammalların umum yerlerini ve kahvelerini gezdim. Geçen sene anlayacakları suretle meşrutiyeti onlara telkin ettim. Şu mealde:

"İstibdad, zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet, adâlet ve şeriattır. Padişah, Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, Peygambere tâbi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar.
Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı; san'at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz. Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevkeden hakikî kardeşlerimiz Türklerle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zirâ husumette fenalık var, husumete vaktimiz yoktur. Hükûmetin işine karışmayacağız. Zirâ, hikmet-i hükûmeti bilmiyoruz..." (1908- Divan-ı Harbi Örfi Sh:15)


..o mübarek hadsiz kardeşlere bedel, Kürd namını taşıyan ve Kürd unsurundan addedilen mahdud birkaç dinsiz veya mezhebsiz bir mesleğe girenleri kazanmaktan yüzbin defa istiaze ediyorum!..   Sayfa 450


 

GÖRÜLÜYOR Kİ,

 

SAİD NURSİ ASLEN KÜRD  OLMASINA VE İSMİNİN  İLK  ZAMANLARDA “SAİD KÜRDİ” OLARAK ANILMASINA RAĞMEN; HİÇBİR ZAMAN KÜRTCÜLÜK YAPMAMIŞ, YAPANLARI DA SEVMEMİŞTİR. 

BÜTÜN ESERLERİNİ TÜRKÇE YAZMIŞTIR. BİR TEK KÜRTÇE ESERİ YOKTUR.

DEVLETE İSYAN EDEN KİŞİLERE DE İSYANIN CAİZ OLMADIĞINI, YANLIŞ YAPTIKLARINI BİLDİRMİŞ VE ONLARI HİÇBİR ŞEKİLDE DESTEKLEMEMİŞTİR.

 TALEBELERİNİN BÜYÜK BİR KISMI TÜRK OLAN SAİD NURSİ, “MENFİ MİLLİYETÇİ (KÜRDCÜ) BİR IRKDAŞIMI, MÜSLÜMAN BİR TÜRK KARDEŞİME TERCİH ETMEM” DİYE YAZARAK; KÜRTCÜLÜGE GİRİŞEN BİR TALEBESİNİ TEKDİR ETMİŞ VE YANLIŞ HAREKETİNDEN DÖNMESİNİ SAĞLAMIŞTIR.

"TÜRKLERE KILIÇ ÇEKİLMEZ” DİYEREK DEVELETE İSYAN EDEN KÜRDCÜLERE YANLIŞLIĞI GÖSTERMİŞTİR.

TÜRKLER, İSLAMIN KAHRAMAN BİR ORDUSUDUR” DİYEREK, TÜRK MİLLETİNİ YÜCELTMİŞ; TÜRKLERE VE TÜRK DEVLETİNE SAHİP ÇIKMIŞTIR.

O İSTESE İDİ ÖMRÜ HAPİSHANELERDE GEÇERKEN DEVLETE KARŞI ÇIKARDI. HER MEKTUBUNDA, HER KİTABINDA, HER YAZISINDA AŞAYİŞİN KORUNMASINI, FİTNE ÇIKARILMAMASINI, KENDİSİNE ZULMEDENLERİN BİLMEDEN YAPTIKLARINI VE HAKKINI HELAL ETTİĞİNİ YAZMIŞTIR.

 

2692
0
0
Yorum Yaz