23 Takipçi | 0 Takip
Diğer İçeriklerim (241)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (23)
21 11 2004

Bediüzzaman'a iftira


BEDİÜZZAMAN'A ATILMAK İSTENEN İFTİRA..

Türkiye’de yalanlarla insanları kandıracaklarını zanneden densizler de var. İşte onlardan birinin yazısı ve onu yaymaya çalışan kasıtlılar..
 

Neden diyeceksiniz ? Said-i Nursi Rus Ajanı imiş. Bunu da söyleyen kendisi ile birlikte Ruslara karşı çarpışmış, sonra da İngilizlere esir düşmüş biri.

Bunlar bir gazinin yazacağı şeyler değil., muhtemelen onun ağzından uydurulan sözler.

Anlatılan hikayede o kadar çok yanlış var ki, bu durum onun ağzından yalan uydurulduğunu gösteriyor.

1-    Bediüzzaman,  kendi talebelerinden kurduğu alayın Komutanı olarak (Milis albayı) 1915-16 yıllarında Ruslarla ve Ermenilerle çarpışıyor. Yaralanarak esir düşüyor ve Rusya’ya götürülüyor. 1916 dan 1918 kadar esir kalıyor. Bunu Rahmetli Eşref Edip şöyle anlatır:  "Merhum Üstad, umumî harpte Ruslara esir olduğu zaman, Rus kumandanı esirleri teftiş esnasında Üstad kumandanın selâmını almıyor, yerinden bile kalkmıyor. Bu hareketten kumandan hiddetleniyor. 'Belki görmemiştir' diye tekrar önünden geçer. Fakat Üstad yine yerinden kalkmayınca, kumandan tercüman vasıtasıyla, 'Herhalde beni tanımadılar' diyor. Üstad 'Hayır!' diyor. "Tanıyorum, kumandan Nikola Nikoloviç!'

Kumandan, 'Şu halde Rus Ordusuna ve dolayısıyla Rus Çarına hakaret ediyorsunuz.' Üstad, 'Hayır' diyor. 'Hakaret etmedim. Ben bir Müslüman din âlimiyim. İmanlı bir kimse Cenab-ı Hakk'ı tanımayan bir adamdan üstündür. Binaenaleyh, ben sana kıyam edemem.' Diyor..

     (http://www.risale-inur.org/yenisite/moduller/sonsahitler/bolgeindex.php?id=59) 

Bu durum gösteriyor ki, Bediüzzaman esarette iken Rusya’da çarlık idaresi var ve Başkomutan Nikola Nikolaviç. Tarih 1916

1905 den 1917 ye kadar Rusya’da,  İmparatorluk taraftarları ile Komünist Leninciler arasındaki büyük bir mücadele yaşandı. Milyonlarca insan öldü.

Temmuz/1917 de Komünistler Genel grev ve isyan başlattılar.  Aralık/1917 de Çar II Nikolay tahtı bırakmak zorunda kaldı. Böylece Rusya’da Romanov hanedanının hakimiyeti son buldu. Cumhuriyet ilan edildi. Ancak yeni kurulan hükümete işçiler değil, burjuvazi hakimdi. Bunu kabul etmeyen Leninistler İsyan başlattılar. 1917 sonlarından 1922 ye kadar Rusya’da iç savaş yaşandı. Milyonlarca insan öldü.  

(Geniş Bilgi için bakınız: http://tr.wikipedia.org/wiki/Ekim_Devrimi ) 

İşte, Rusya’nın Hanedanlıktan Cumhuriyete geçiş ve hemen sonrasındaki 1918 karışıklığı yani hanedan taraftarları- hükümete hakim burjuvazi ve işçilere dayanan Komünistler öldüresiye bir iç savaşa giriştiklerinde durumu gören Bediüzzaman esaretten kaçarak Varşova-Viyana yolu ile İstanbul’a döner. 

Yalan ve iftiradan başka işi olmayan bu kişilere soruyorum. BEDİÜZZAMAN RUS AJANI İSE Kimden görev aldı.  Çarlık hanedanından mı, Burjuvaziden mi, Komünistlerden mi ? Söyle ey sahtekar.. O sırada Rusyayı kim idare ediyordu da bir Osmanlı’ya ajanlık verdi.. Ne için verdi. Said Nursi ajan olarak Osmanlıyı ikna edip Çarlığa mı yoksa Komünistlere mi destek sağlayacaktı ? Allah size insaf ve iz’an versin.  

2-   Yalan yazının başında başlıyor: Şeyh Said-i Kürdi (Nursi) ile eski dost olarak görüşmeye başladım”  Ne Osmanlı döneminde, ne Cumhuriyet döneminde Bediüzzaman’ın ismi “Şeyh” olarak geçmez, yoktur. O dönemde Şeyh unvanını Devletin resmi makamı “Şeyhül İslam” verirdi. Bunun için de bir tarikatın şeyhinden icazet alıp, resmi evrakla devletin kayıtlarına geçirilirdi. O sırada Bediüzzamana Şeyhlik değil, ilim adamlığı payesi Padişah’ın iradesi ile verildi. Bediüzzaman; ilim adamlarının üyesi olduğu “Dar-ül Hikmet-i İslamiye” yani (Yüksek İslam Şurası) (Din İşleri Yüksek Kurulu) na Padişah tarafından üye olarak tayin edildi. Orada Şeyh unvanlı iki üye vardı. (Şeyh Beşir ve Şeyh Bedrettin) Eğer Bediüzaman da Şeyh olsa idi, tayin emrinde isminin başına Şeyh diye yazılırdı.

İşte bunun ispatı: http://tr.wikipedia.org/wiki/Dar-%C3%BCl_Hikmet-%C3%BCl_%C4%B0slamiye deki bilgidir.

“Bu kurumun görevi “ devlet içinde ve İslam aleminde ortaya çıkan dini meselelere çözümler bulmak, yabancıların veya müslüman vatandaşların sorularına gerekli cevapları vermek ve halkı dini konularda aydınlatmaktı.”

Üyeleri ise: 1-Said Nursi (Risale-i Nur Külliyatı'nın müellifi)

2-Arapgirli Hüseyin Avni (medrese-i Süleymaniye ilm-i kelam ders-i âmmı),

3-Bergamalı Cevdet Bey (tefsir-i şerif müderrisi),

4-Ders-i Amm Şevket Bey (ilm-i nefis ve ahlâk müderrisi),

5-Elmalılı Ahmet Hamdi (mantık ders-i âmmı),

6-Şeyh Beşir (fuzela-yı mütehayyizeden Halep mebusu),

7-Şeyh Bedreddin (Şam ulemasından),

8-Hamdizade İbrahim (senedât-ı hakaniye şer'i memuru),

9-Mustafa Tevfik (Amasya müftüsü),

Baş Katip:  Mehmet Akif (dar-ül hilafet-i âliyye müderrisi, edebiyat-ı Türkî müderrisi ve Sebil-ür Reşad baş muharriri)”

Osmanlı döneminde Matbaa da basılmış Bediüzzaman’a ait bir kitabın aslı kütüphanemde mevcut. 1918 yılında arap harfleriyle basılan eserin yazarı olarak (Bediüzzaman Said Nursi) yazılı. Yanı ne Şeyh var, ne Kürdi var. Bediüzamanı güya karalamak için bu isimler özellikle kullanılıyor. Eğer Bediüzzaman bunları kullansa idi, Osmanlı döneminde herkesin yaptığı gibi bu isimleri kullandığını bastırdığı esere yazardı. Demek ki kullanmıyor. Hatta Kürdi ismini de kullanmıyor.

3-   Zaten adam kendisinin Vali tarafından gizli emirle Bediüzamanı takip etmesi için görevlendirildiğini yazmış. Bediüzaman adamın gizli görevli olduğunu anlamış ve kendisine 'Sen gizli görevini yap oğlum' demiş. Yani kendisinin Ajan olduğunu Bediüzzaman da anlamış, bunu kendisi  yazıyor.

Bana kalırsa; İç harp yaşayan ve devletin hâkimi kim olduğu belli olamayan Ruslar Bediüzzaman’a Ajanlık veremezler ama; kendisinin itirafı ile İngilizlere esir düşen Nurettin Peker isimli kişiye pekala İngilizler ajanlık verebilirlerdi. O’nlar gibi verdiler demem. Ama o tarihlerde Lavrens gibi ajanları Müslümanları bölmek için gönderenler için, bir Osmanlı çok daha iyi ajan olurdu. Babasının dostuna bu iftirayı yapabilen bir kişinin karakteri de dikkate alınmalı..

4-   Çamaşırlarını yıkayan hizmetçisi de eski bir Kürt subayıydı.” Hizmetçi sadece çamaşırlarını mı yıkar ? Laf olsun, iftira olsundan başka bir şey değil. Zira, Bediüzzaman’ın yanında devamlı olarak kalan kişi (Bayram Yüksel) isimli talebesi idi. Yemeğini de o yapar, çamaşırını da o yıkardı. Ne yazık ki kendisi bir kürt subayı değil, Kahraman Türk Ordusunun Kore’de gazi olmuş bir Çavuşu idi.(1951) Bahsedilen tarihte Kastamonu’da Üstad’ın yanında iken de yaşı 16 idi. Ve kendisi kürt asıllı değil; Afyon Bolvadin’in  Kemerkaya köyünden öz be öz Türk idi. Bayram Yüksel olmadığı zaman Mehmet Feyzi veya Çaycı Emin denilen talebeleri ilgilenirlerdi. Bunları da yakinen tanıyan biri ve hemşerileri olarak kürt olmadıklarına tanıklık ederim. Burada şunu da belirteyim ki, üstadın vefatından sonra Mehmet Feyzi Ağabeyin kayınpederi başta olmak üzere çevresindekilerin hepsi MHP de görev aldılar ve hala da almaktalar.  

O sırada Üstadın yanında bulunanlardan bir diğer kişi Abdullah Yeğin idi ki, kendisi Kastamonu Lisesinde öğrenci idi. Kastamonu Araç İlçesindendir. Köylerimiz yan yana olduğundan Abdullah Ağabeyi ve ailesini çok iyi tanırım. Abdullah Yeğin de ne kürttür, ne de kürt subayıdır. Bu da bu zatın yalan söylediğinin delillerinden biridir.

Kaldı ki, o tarihte Kürtlerin bir devleti mi vardı ki, Kürtlerden subay olsun. Eğer Osmanlı ordusunda subay olan kürt asıllı biri demek isteniyorsa, bu kişinin Bediüzzaman Kastamonu’da iken yaşının 40-45 olması gerekirdi. Zira, 1916 da asker ise 1940 da bu yaşta olunur. Bediüzzaman’ın Kastamonu’da hizmetinde bu yaşta kimse olmadı, hele hele kürt asıllı hiç kimse olmadı.

İstediğiniz kadar yalan yazın, iftira atın o büyük zatın bütün dünyada yayılan fikir ve görüşleri yanında çok cüce kalmaya mahkûmsunuz.

Sizden fikir, ilim değil, sadece yalan ve iftira çıkıyor..

Muzaffer Deligöz

Gazeteci-Yazar 


From: liberal-izmirliler@googlegroups.com [mailto:liberal-izmirliler@googlegroups.com] On Behalf Of Murat Parlak
Sent: Sunday, July 26, 2009 12:10 AM
To: liberal-izmirliler@googlegroups.com; e-turkiye@googlegroups.com
Subject: {liberal-izmirliler.65822} SAİD-İ NURSİ RUS AJANI

Adı Nurettin Peker.
Balkan Savaşı'nda, Çanakkale Savaşı'nda, Irak Cephesi'nde bulundu.
Kurtuluş Savaşı'nın gönüllü subaylarından oldu.
İki kez ağır yaralandı, ölümden döndü.
Irak Cephesi'nde esir düştü.
Kurtuluş Savaşı'ndan sonra yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin temeline ilk harç koyanlardan biriydi.
Nurettin Peker'in anılarını yazdığı "Tüfek Omuza" adlı kitap Doğan Kitap'tan çıktı.
Kitabın 311'inci sayfasına bir göz atalım:
"
Kastamonu Valisi Ahmet Avni Doğan'dan aldığım gizli emir üzerine,  kendisini daha önce askerden tanıdığımdan, Kastamonu'ya sürgüne gönderilen Şeyh Said-i Kürdi (Nursi) ile eski dost olarak görüşmeye başladım. Çünkü müftüler tarafından verdirilen vaazlar kimi zaman yeterli olmuyordu. Bu vaizler hala cemaate göre konuşuyordu ve Şeyh Said-i Kürdi'nin Nurcuları hala faaliyetteydi. Ruslar! Ruslar! Ah! Ruslar!
Bu kişi babamın da arkadaşıydı ve 1. Dünya Savaşı'nda  cephede benimle de beraber savaşmıştı. O Ruslara, ben İngilizlere esir düştük. 'O Moskova'dayken görevlendirildi' derim ben! O ise 'Kaçtım Rus hainlerden' der. Tarih ve devletimiz ne der?
Ben, 1916-1918 yılları arasında Kürtlerin yaşadığı Kuzey Irak, Batı İran ve bizim Osmanlı devletinin güneydoğusunda İngilizlerle, Ruslarla, Ermenilerle bunların aldatıp isyan ettirdikleri Kürt aşiretleri ve Şii asi Arap aşiretleriyle savaştım. 30 ekim 1918'de Dicle grubuyla Musul petrolünü teslim etmemiştik. Ben esir olmuştum. Peki Said-i Nursi neden bizim geçit bölgeden olarak gidip faaliyet yapmadı? Yapabilirdi çünkü gizli örgüt olan Teşkilat-ı Mahsusa'dandı.
Kendisiyle beş yıl boyunca görüştüm ama bana açılmazdı. 'Sen gizli görevini yap oğlum' derdi. Daha çok savaş anılarımızı konuşarak görüşürdük. Balkan Savaşı, Hamidiye Alayları, Edirne Olayı gibi özel görüşmeler yapardı.
Kendisine Kastamonu sevenleri tarafından her öğün tepsiyle yemek getirilirdi. Çamaşırlarını yıkayan hizmetçisi de eski bir Kürt subayıydı.
Bu konu hakkında yazı ve raporlarım vardır. Allah rahmet eyleye..."

Nurettin Peker'in anılarında Said-i Nursi'ye ayırdığı bölüm bu kadar.
Görünen o ki devletin istihbarat birimlerinde Said-i Nursi'nin "Rus Ajanı" olduğuna dair raporlar vardı.

Odatv.com

0
0
0
Yorum Yaz