23 Takipçi | 7 Takip
Diğer İçeriklerim (241)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (23)
19 04 2004

Bediüzzaman, 2.Abdülhamit'in varislerinden Helallik aldı mı

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ile M.Akif Ersoy'un Sultan 2. Abdülhamit'in en büyük düşmanları olduğuna dair gruplarda bazı yazılar çıkmaya başladı. Aslında bunlar, tarihi bir olayı açıklamak niyetinden çok, bu yolla Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi'yi itham etmek isteyenlerin yazdıkları yazılar.
Zaten yazının mantığı da bunu gösteriyor:
(Subject: Fwd: Fetullah Gülen 2. Abdülhamid'in intikamını alıyor!
ABDÜLHAMİDİN EN BÜYÜK DÜŞMANLARININ BAŞINDA 
SAİD NURSİ GELİR
DOLAYISIYLA BUGÜN BU DÜŞÜNCENİN BİR KOLU OLAN FETULLAH GRUBUDUR.) denilerek niyet ortaya konuluyor.
Niyeti kötü olanlara ne derseniz deyin, onların fikri ve niyeti değişmez. Ancak Bediüzzaman'ın Ziya Paşa'dan hatırlattığı gibi:
"Bir şem'a ki Mevla yaka,
Üflemekle sönmez"

        Meşrutiyet döneminde Sultan 2. Abdülhamit’e karşı Said-i Nursi ve M. Akif Ersoy’un karşı çıktıkları doğrudur. Hatta Said-i Nursi itirazlarını Selanik ve İstanbul’da mitinglerdeki konuşmalarında ve gazetelerde yazdığı makalelerle de duyurmuştur. 
        Sultan Abdülhamit’e yapılan jurnaller sebebiyle mabeyn tarafından uyarıldığında itirazlarını pervasızca tekrar ettiğinde, aklından şüphelenilmiş ve akıl hastanesine sevk edilmiş, Hastane Baştabibinin verdiği raporda “akıl sağlığının yerinde olduğu” belirtilince; kendisine mevki, makam ve para teklifi yapılmıştır. Padişah adına zaptiye nazırı Şefik Paşa görevlendirilmiş, 30 altın peşin bahşiş, her ayda 10 altın maaş..ileride bu maaş daha da arttırılacak diye Sultan Abdulhamit’in selamıyla birlikte teklif götürülmüştür. Bediüzzaman’ın Şefik paşaya cevabı şöyle oldu: “Ben maaş dilencisi değilim. Bin altın da olsa kabul etmem…” Bu hadise 24 Temmuz 1908 günü ilan edilen 2. Meşrutiyetten 8-10 gün önce olmuştur.
        Bediüzzaman’ın İstanbul’a gelişinin asıl amacı, Van’da Din ve Fen ilimlerini birlikte okutacak bir Üniversite kurmaktı. Medresetüzzehra ismini verdiği bu üniversitenin maddi finansmanı için, Sultan Abdulhamid’le görüşmek istiyordu. İstanbul’a gelir gelmez padişahla görüşme yollarını aradı. 1908’in Mart ayı başlarında Mabeyn-i hümayûn’a gitti, padişahla çok önemli bir hususa dair görüşmek istediğini söyledi. Ama maalesef oradaki vazifeli paşalar bu isteği reddettiler. Yukarıda bahsettiğimiz üzere padişahla görüşemeyince, basın yoluyla makaleler yayınlamak zorunda kaldı.
        Ayrıca, İstanbul’da ve Selanik’te hürriyetçilerin tertipledikleri nümayişlere Bediüzzaman da katıldı. Meşrutiyeti İslami şeriata tatbik eden uzun nutuklar irad etti. Onun hürriyet ve meşrutiyeti şeriata tatbik eden bu nutukları o günlerde kitaplaştırılarak yayınlandı. Böylece Bediüzzaman hazretleri bütün gücüyle meşrutiyet ve hürriyeti, İslam Şeriatına tatbik ederek icraata konması için çalıştı, çabaladı. İttihat –Terakki Cemiyeti içindeki, Ahrar Fırkası ileri gelenleri ile de görüşmeler yaptı. Üç dört ay onlarla beraber göründü. Lakin İttihat ve Terakki’deki hâkim olan zihniyet Bediüzzaman’ın katıksız İslamcılık ve Şeriatçılığını hazım edemeyip ondan ayrıldılar ve düşman kesildiler.
        Aynı tarihlerde yayın hayatına başlayan “Sırat-ı Müstakim” dergisiyle (Sonradan ismi “Sebilür-reşad” oldu)  Bediüzzaman’ın birlikte bir çalışması olmadı. Bu dergide 1911 senesine kadar Bediüzzaman’ın bir makalesi de yayınlanmadı. Bu derginin başmuharriri Mehmet Akif Beydi. M.Akif bey de Sultan Abdülhamit’i eleştiren sert ve kırıcı yazı ve şiirleri yayınlıyordu. Yani Sebillür-reşad dergisi ve onun sahibi Eşref Edip ve başmuharriri M.Akif bey bağımsız ve kendi başlarına hareket ediyorlardı. M. Akif merhumla Bediüzzaman’ın müşterek herhangi bir tavır ve hareketleri olmamıştır.
         Bediüzzaman’ın siyasetten nefret edip yüz çevirme hadisesi 1919’ larda vuku bulmuştur. Bu husus Risale-i Nurun 23. Mektubunun dördüncü veçhinde mevcuttur. Bediüzzaman’ın Sultan Abdulhamit’in hal’ı için fetva vermesi veya fetva yazısı diye bir konu olmamıştır. Bunu iddia eden var ise, bunun belgesini göstermek zorundadır.
        İttihatçılarla birlikte yaptığı siyasi hareketlerin neticesi elbette Abdülhamit’in aleyhine olmuştur. Ancak Bediüzzaman bu gibi siyasi hareketlerin yanlışlığını daha o zaman anlayarak, ittihatçılarla yollarını ayırmıştır.  İttihatçılar bu sebeple Bediüzzama’a düşman olmuşlar ve Rumi:11 Nisan 1325 (Miladi: 24 Nisan 1909 ) da hareket ordusu ile İstanbul’a geldiklerinde Bediüzzaman’ın yakalanma emrini vermişlerdi. Ancak Bediüzzaman bu sırada İstanbul’da değil, İzmit’te idi. Zaten 27 Nisan 1909 da Sultan Abdülhamit’in hal’ı gerçekleştirildi.  30 Nisan 1909’da da Bediüzzaman İzmit’te yakalanıp tevkif edilerek İstanbul’a götürüldü 23 gün Harbiye nezaretinde tutulduktan sonra 2 nolu Divan-ı Harp mahkemesinde sorgulanarak tahliye edildi. Bir gün sonra da,1 nolu Divan-ı Harp mahkemesinde yargılanarak beraat etti. Divan-ı Harbi Örfideki müdafaası “İki Mekteb-i Musibetin Şahadetnamesi” ismiyle yayınlanmıştır.
        Bediüzzaman, bütün bu hadiselerin sonunda siyaset’in İslami anlayışa uymadığını gördü ve tamamen siyasetten çekildi. Bu husustaki sözü çok meşhurdur: (Euzü billahi mişşeytani ves siyase) Şeytandan ve Siyasetten Allah’a sığınırım..  
        Bu konuda, şu anda çok az kişinin bildiği bir hususu da bu vesile ile açıklamak isterim:
        Bediüzzaman Hazretleri Sultan Abdülhamit Han konusunda yazdığı yazıların ve yaptığı siyasi çalışmalarda söylediği bazı sözlerin kul hakkı doğurduğunu kabul etmiş olmalı ki, vefatına yakın bir sırada yakın talebelerinden Sultan Abdülhamit’in varislerinden kimin sağ olduğunu öğrenmelerini istiyor. Kendisine, torunu Nemika Sultan’ın sağ olduğu bildiriliyor. Bediüzzaman Hazretleri kendisi ile bizzat görüşmek istiyor. Prof. Osman Turan’ın kayınvaldesi olan Nemika Sultan ile Osman Turan’ın evinde görüşülmesine karar veriliyor.  Bediüzzaman Hazretleri eve geldiğinde her ikisi de çok yaşlı olmalarına rağmen Sultan bir erkekle yüz yüze görüşmek istemiyor. Bunun  üzerine perdenin arkasından Bediüzzaman Abdülhamit hakkındaki bazı sözlerinden dolayı haklarını helal etmelerini istiyor. Sultan’da bu hususta helallik veriyor. 
        Bu hadisenin bizzat içinde bulunan, Nemika Sultan’ı arayıp bulan Üstad’ın talebelerinde Üzeyir Şenler’den (Şule Yüksel Şenler’in ağabeyi) 2008 yılında bizzat dinledim.  Daha sonra bu hususta Bir Mazlum Pâdişâh: Sultan II. Abdülhamid “ İsimli Eserinin Önsözünde Kadir Mısıroğlu’nunda görüşmeyi teyid ettiğini (*) gördüm. 
        Muzaffer Deligöz
        Gazeteci-Yazar
(*) Kadir Mısıroğlu’nun “Bir Mazlum Pâdişâh: Sultan II. Abdülhamid “ İsimli Eserinin Önsözünden:
        “Sultan II. Abdülhamid’e muhalefet kendilerine hiç yakışmayacak iki şahıstan biri olan Üstad Bediüzzaman Said-i Nursî, pek geç kalmış dahî olsa, âhir ömründe nedâmet göstermiştir. Şöyle ki: Prof. Dr. Osman Turan merhumdan dinlediğime göre Bediüzzaman Said-i Nursî, 1960 yılında vefâtıyla nihayetlenen Urfa seyahatine çıkarken Ankara’daki evlerini ziyaret etmiş ve O’nun kayınvâlidesi Nemîka Sultan’dan dedesi adına helâllik istemiştir: Bilindiği üzere Osman Turan Bey’in kayınvâlidesi Nemika Sultan, Selim Efendi’nin kızıydı. Selim Efendi ise, Sultan II. Abdülhamid’in en büyük oğluydu. Nemîka Sultan, Ankara’da damadıyla birlikte yaşamakta ve bir apartman katında kendisine tahsis edilen odadan çıkmayarak devamlı ibâdetle meşgul olmaktaydı. Vâkî ısrar üzerine misafirlerin yanına gelmiş ve Said-i Nursî merhum, şu sözlerle kendisinden helâllik dilemiştir:”-Sultan Efendi Hazretleri!..Biz, gençlik sâikasıyla İttihadçılar’ın propagandalarına kapılarak dedeniz merhum Abdülhamid Han Hazretleri hakkında pek çok itâle-i kelâmda (lisânen tecâvüzde) bulunduk. O’nun vârisi sıfatıyla sizden helâllik diliyorum. Ben bir ölüm yolcusuyum. Kabre az mesafem kaldı. O’nun nâmına bana hakkınızı helâl ediniz!..”Nemîka Sultan:”-Ne beis var hocaefendi!.. O zamanın siyâseti icabı böyle çok işler oldu!.. Artık geçen geçti.” demişse de Bediüzzaman sarahaten “Helâl ettim!..” cümlesini duymak istemiş ve bunu Sultan Efendi’ye ısrar ederek üç kere tekrarlatmış ve sonra da:”-Oh!.. Elhamdülillâh, inşallâh bu haktan da kurtuldum. Artık müsterih olarak ölebilirim!..” demiştir.”

From: anadoluhaber@googlegroups.com [mailto:anadoluhaber@googlegroups.com] On Behalf Of EMRE SELMAN KAPLAN
Sent: Saturday, April 18, 2009 3:30 PM
To: anadoluhaber@googlegroups.com
Subject: (anadoluhaber) Re: Fetullah Gülen 2. Abdülhamid'in intikamını alıyor!

HAYIR YANLIŞ DÜŞÜNÜYORSUNUZ.
BAŞTAN KARŞI ÇIKTIĞI DOĞRUDUR SAİD NURSİNİN
ONA BAKARSANIZ MEHMET AKİF ERSOYDA AYNIDIR
SADECE BU İKİ ALİM ABDÜLHAMİT HANI YANLIŞ ANLAMIŞLARDIR,DAHA DOĞRUSU ANLAYAMAMIŞLARDIR


Date: Fri, 17 Apr 2009 07:58:51 +0300
Subject: Fwd: (anadoluhaber) Fetullah Gülen 2. Abdülhamid'in intikamını alıyor!
From: seyit.aydin@gmail.com

ABDÜLHAMİDİN EN BÜYÜK DÜŞMANLARININ BAŞINDA 
SAİD NURSİ GELİR
DOLAYISIYLA BUGÜN BU DÜŞÜNCENİN BİR KOLU OLAN FETULLAH GRUBUDUR.
ÖN TEKER NEREYE GİDERSE ARKA TEKER HAFİF SAPMA OLSA BİLE TAKİP EDER.

4236
0
0
Yorum Yaz