23 Takipçi | 7 Takip
Diğer İçeriklerim (241)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (23)
16 08 2004

Atatürk ve Din

 

Gelen bir e-maile verilen cevap:


Atatürkle ilgili gelen mail için görüşlerimi sunuyorum. İnşaallah yanlış anlaşılmaz..
 
Slaytta bahsi geçen olayda, Atatürk'ün bu şeyhe yaptığı yanlış mı idi ? Bence en doğruyu yapmış. Müslümanların çektiği zaten bu gibi ihlas (samimiyet) olmayanlardan.
 
Bir diğer husus da; o devirdeki, belki biraz da bu devirdeki Şıh, derviş anlayışı İslam'ın anlayışından fersah fersah uzakta.. Onun için Bediüzzaman "devir tarikat devri değil, imanı kurtarmak zamanıdır" demiş ve tarikatın bugün için geremediğini izah etmiş. Bediüzzamanın bu tarzdaki yazıları sebebiyle geçenlerde Şeyh Nazım Kıbrisi'nin hücumunu görmüşsündür zannederim.
 
1976 da Milli Selamet Partisinin Bolu İl Başkanı idim. Aynı zamanda bana Siirt-Bitlis İlleri Parti Müfettişliğini vermişler. Bolu'dan kalkıp, Siirt ve Bitlis'e gittim 10 gün kadar bütün İlçeleri gezdim. Üzülerek gördüğüm şu idi; oralarda köylerin ve hatta bu köylerde çalışanların sahipleri aşiret beyleri.. Bunlara aynı zamanda Şıh (Şeyh) deniyor. Ama adamların çoğunun dinle- diyanetle alakası yok. Babadan kalma aşiret reisliği. Bunu kuvvetlendirmek için de bir Şıh'lık uydurmuşlar, herşeye hakimler.
 
Batman'da beni bu tarzdaki bir Şıh gezdirdi. Bizim Partinin adamı imiş. Çalışma sebebi de kendi aşiretinden birinin milletveki adayı olması. Adam 30-35 yaşlarında. Bıyıklarının ağzına bakan kısmı külliyen içtiği sigaradan sapsarı. Zaten sigaranın biri sönüyor, hemen öbürünü yakıyor. Biz Batman ve Tatvan'da sokakta yürürken her gören gelip elini öpüyor, selam duruyor. Allah inandırsın 80 lik ihtiyarlar bile adamın sigara kokulu ellerine sarılıyorlar. İşin aslını iyice öğrenmek istediğimde ortaya çıkan; adamın dinle-diyanetle ilgisi yok, ama 35 köyün içindekilerle (marabalar) birlikte sahibi. Şeyhliği de İslami değil, tamamen aşiretten dolayı.
 
Bu hal Cumhuriyetin kuruluşundan 50 küsür yıl sonraki durum. Bir de bunun Osmanlının son döneminde nasıl olduğunu bir düşünürsek ortaya kocaman bir fecaat çıkar. Bir Osmanlı Paşası, hatta Padişah Vahdettin'in Yaveri olan Mustafa Kemal'in bu durumu görmemesi, bilmemesi düşünülemez. Bu sebeple de bunu islah edebilmenin yollarını aramış, bazı tedbirleri de almış. Tekkelerin kapatılması gibi, Laikliğin kabulü gibi. Zaten bunları yapmasa idi, bugün Türkiye bu durumda da olamayacaktı.
 
Ancak burada şunu beliertmekte de fayda var; nasıl Tarikatlar, halkın ahlakı, askerin (Yeniçeri) askerliği, siyasetcinin dümeni bozulmuş ise; aynen öyle de,  o devirdeki Jön Türkler, masonlar, İngiliz muhibleri gibi bir çok grupların da dine karşı özellikle müslümanlığa karşı hınç ve düşmanlıkları da normalin çok üzerinde olmuş. 
 
Tarikat ve dindarlığın aşırı olduğunu (buna yobazlık da diyebiliriz) görüp, Cumhuriyetle birlikte tedbir alan Mustafa Kemal; aynen diğerlerine karşı da tedbirlerini almış..
 
Bir çoğumuzun bilmediği şekilde Mason Derneklerini kapatmış, masonluğu yasak etmiş;
 
Örf ve anenelerimizi küçük görüp, özellikle o sırada moda olan Fransız hayranlığına karşı (Jön Türklere karşı) cephe almış,
 
Dinsizliği medeniyet kabul edenlere karşı dini müdafaa etmiş, gerekliliğini belirtmiş. Bu cephe almalar çevresindekileri yönlendirme veya bu konulardaki beyanatları ve tatbikatları ile olmuş. Bunlardan bazılarını şöyle:
 
  • Mason Localarını kapatmış,
  • Diyanet İşleri Başkanlığına açık bir dille Kur'an-ı Kerimin tefsirini yaptırmış,
  • Tekkeleri lagvetmiş, Halifeliği kaldırmış.
  • Paşa, bey, efendi gibi sözcükleri resmi sıfat olarak yasaklamış, dini kıyafetleri yalnızca din adamlarının giymesini zorunlu yapmış. Sanıldığı gibi başörtüsüne karşı olmamış, ölümüne kadar gerek Köşkte gerekse toplantılarında başörtülülerle birlikte bulunmuş.(Bazı resimleri ekte)
  • Laikliği getirmiş, fakat dinin fert için gerekliliğini, İslamiyetin en son ve mütekamil bir din olduğunu açıkça beyan etmiş. Bunun ferdin hürriyetlerini korumak için gerektiğini sarih olarak belirtmiş.
  • Hz. Peygamberin son Peygamberliğini, Ölümünden 15 gün önce bütün Dünyaya çok güzel izah etmiş.

 

Bu konudaki diğer hususları ayrı bir makalemde sunucağımı ve sitemde yayınlayacağımı da belirtir, Selamlarımı sunar, hayırlı günler dilerim.
 
Muzaffer Deligöz
 
Gazeteci-İlahiyatçı Yazar    
 
www.muzafferdeligoz.blogcu.com
 
 
 
ATATÜRK'ÜN GİYİM KUŞAM VE AHLAK HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ:

-"..ne olduğu bilinmeyen çok kapalı, çok karanlık bir dış şekli gösteren giyim, yahut Avrupa’nın en serbest balolarında bile dış giyim olarak gösterilmeyecek kadar açık bir kıyafet... Bunun her ikisi de şeriatın tavsiyesi, dinin emri dışındadır. Bizim dinimiz kadını o tefritten ve bu ifrattan uzak tutar.O şekiller dinimizin gereği değil, muhalifidir.” (21.Mart.1923 – Söylev ve Demeçler, Cilt: 2 T.D.T.E. Yayını, 1989–S: 155-156/294)

 
"Hiçbir ulus yoktur ki, ahlâk temellerine dayanmadan yükselsin. (Atatürk, 30.Ağustos.1926, Nutuk Cilt: 2, T.D.T.E. Yayını, 1989 S: 4)
 
" Ahlâk kutsaldır. Çünkü, en büyük “gerçek ahlâkın sahibi” bir varlığa aittir. ..... Hakikatte toplum, en yoğun fikri ve ahlâki faaliyetlerin odak noktasıdır. "(1929-Medeni Bilgiler, M.K.Atatürk’ün El Yazıları, Prof. Afet İnan)
 
" Düşmanlarımız bizi dinin tesiri altında kalmış olmakla itham ediyor; duraklama ve çökmemizi buna bağlıyor. Bu hatadır. Bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şey, erkek ve kadının beraber olarak ilim ve bilgiyi kazanmasıdır..." 1923, Atatürk'ün S.D. 2, s.86
 
 
 
ATATÜRK'ÜN TARİKATLAR HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ:

"Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır."
 
 
 
ATATÜRK'ÜN SON DİN ANLAYIŞI:

"Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Allah, Peygamberimiz vasıtasiyle en son dini, medeni gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı ile temasta bulunmağa lüzum görmemiştir. İnsanlığın kavrayış derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması sayesinde her kulun doğrudan doğruya ilahi düşüncelerle temas kabiliyetine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu sebepledir ki, Cenabı Peygamber, peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı, en eksiksiz kitaptır."  Mustafa Kemal
 
 
 
 
ATATÜRK'ÜN DİN ANLAYIŞI:

  • "Türk milleti dindar olmalıdır yani, bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum... Din şuura muhalif, ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. "
  • "Ey millet! Allah birdir, Şanı, büyüktür. Peygamberimiz Efendimiz, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur. "
  • "İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir, temel dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa hakikate tamamen uymaktadır. Eğer akla, mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diğer ilahi ve tabii kanunlar arasında aykırılıklar olmalı gerekirdi."
  • "Milletimiz dil ve din gibi kuvvetli iki hazineye sahiptir. Bu faziletleri hiç bir kuvvet milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamayacaktır ve alamaz." 
 
 
MUSTAFA KEMAL'İN NAMAZ SECCADELERİ:

Mustafa Kemal Paşa’nın Terekesi’nde 37 adet seccade var..  Mustafa Kemal Paşa, vasiyetini 5 Eylül 1938’de hazırlamış, vefatından 65 gün önce. Çankaya’daki kişisel eşyalarını, CHP’ye miras bırakmış.
 
Miras listesindeki eşyalar, Atatürk’ün ölümünün ardından 3 Aralık 1938 tarihinde CHP temsilcisi, Erzurummilletvekili Nafi Atuf Kansu’ya teslim edilmiş. CHP, eşyaların bir kısmını müzelere devrederken bir kısmını devralmayıp Çankaya’da bırakmış.
 
10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in yaptırdığı envantere göre, Çankaya’da CHP’nin malı olarak gözüken 37 adet seccade de var.
 
 
 
ATATÜRK'ÜN KOMÜNİZM  ve  RUSYA HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ:

"Biz ne Bolşevikiz, ne de Komünist: Ne biri, ne diğeri olamayız. Türkler milliyetperver ve dinlerine hürmetkâr bir millettir. Bizim hükümet şeklimiz tam bir Demokrat Hükümetidir."1922, Atatürk'ün S.D.3, s.51-52
 
“ŞARK, Rusya'dan ibaret değildir. O havalide bizi birçok revabıt-ı muhtelifiye tahtında dinen, ırken, harsen alâkadar eden birçok milliyetler vardır... Rusya'ya karşı gösterdiğimiz temayülün belki de mühim bir sebebi, o milletlere ait olan alâka-yı kaviyedir... Onların saadetini, onların istiklalini temin etmektir... Bu maksadı ihtilafa meydan vermeksizin halledebilirsek, büyük bir muvaffakiyet olur."
 
"Bolşeviklere gelince, bizim memleketimizde bu doktrinin hiçbir şekilde bir yeri olamaz. Dinimiz, adetlerimiz ve aynı zamanda sosyal bünyemiz tamamiyle böyle bir fikrin yerleşmesine müsait değildir. Türkiye'de ne büyük kapitalistler, ne de milyonlarca zanaatkar ve işçi vardır. Diğer taraftan zirai bir problemimiz yoktur. Son olarak, sosyal bakımdan dini prensiplerimiz bolşevizmi benimsemekten bizi uzak tutmaktadır." (Atatürk'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, IV., 1917-1938, Ankara, 1964, s.78)
 
 
 
ATATÜRK'ÜN Hz. MUHAMMED HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ:

"O, Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonsuza kadar O ölümsüzdür."
 
1926, Ali Rıza Ünal, Atatürk Hakkındaki Anılarım, Türkiye harp Malûlü Gaziler Demeği Dergisi, sayt:158,s.23,1969
 
"Büyük bir inkılap yaratan Hazreti Muhammed'e karşı beslenilen sevgi, ancak O'nun koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir."
 

 
ATATÜRK'ÜN ÖLÜMÜNDEN 15 GÜN ÖNCE BÜTÜN DÜNYAYA SESLENİŞİ:

Atatürk'ün, vefat etmeden 15 gün önce dönemin Başvekili kanalıyla tüm dünyaya açıkladığı son sözleri, kurtuluşun ve kalkınmanın sırlarını vermekle birlikte, Türk gençliğine manevi bir vasiyet niteliği de taşımaktadır. Atamızın bu kıymetli sözleri şöyledir:
 
"Bütün Dünya Müslümanları, Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmelidir. Bütün müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek alarak onun gibi hareket etmeli ve İslamiyetin bütün hükümlerini bilakayd ü şart yerine getirmelidir. Zira insanlık ancak bu şekilde kurtulup kalkınabilir"
 
İstanbul Beyazıt Kûtüphanesi Karteks No; 32340, Ankara Ü.D.T.C.F. Kütüphanesi Kayıt No: Esasla 379, Ahmet Gürtaş G.E. ve Sadi Bozok
 
 
 
ATATÜRK'ÜN MASONLUK HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ:

"Mustafa Kemal, Mahmut Esat Bozkurt’u yanına çağırır. Kendisine masonların örgütlenme şemalarını ve amaçlarını anlatan bir kitap verir. “Bunu gizlice mutalâa et, bir takrir ile Halk Partisi Grup Başkanlığı’na ver ve grupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve grupça kapanmasına delâlet et. Senin de bu işte büyük şeref payın olacaktır.”

Mahmut Esat Bozkurt bunun üzerine gereğini yapar ve takriri gurup toplantısında okutur: Bizim eba ancet gelen atalarımızın mensubu bulunduğu tarikatları kapattık. Masonluk da kökü dışarıda bir Yahudi tarikatından başka bir şey değildir. Memleketimizde bunun ne işi vardır?” Bunun üzerine mason olan Şükrü Kaya ve Doktor Mim Kemal önderliğinde bir grup Atatürk’ün yanına gelerek;

- Biz zaten maiyet-i devletindeyiz, fakat siz meşrik-i azamız olursanız pervane gibi etrafınızda dolaşırız.

- Peki bir şey soracağım. Bana cevap veriniz. Siz Avrupa’da hangi locaya bağlısınız ve metbuunuzun ismi nedir?

- Biz Cenova’ya tabiiyiz ve reisimiz de Borca Mişon Cenapları’dır.

- Haydi defolun buradan, cehennem olun gidin. Yahudi uşakları. Benim milletim bana kahraman sıfatını verdi, ben sizin gibi çıfıt Yahudiye uşak mı olacağım. Bu gece sabaha kadar Türkiye’deki tüm localarınızı kapatmadığınız taktirde yarın teşkil edeceğim divan-ı harp örfiye hepinizi verir ve astırırım. Haydi defolun karşımdan.

İşte Mustafa Kemal’in tavrıyla masonların “Uykuya yatma devri” dedikleri dönem böyle başlar. Zorunlu olarak tüm mason locaları kendilerini kapattıklarını ilan ederler. Tüm mason localarının mallarına el konulur ve mallar açılacak olan Halkevlerine devredilir.

"http://www.turksolu.org/79/arslan79.htm

 

Masonluğun Üçüncü dönemi "1935-1948 yılları arası" olarak bilinir. " 1935 yılında Atatürk'ün, kökü dışarıda ve zararlı kuruluşlar olduğunu söyleyerek locaları kapatması üzerine masonluk Türkiye'de "uyku" dönemine girmiştir. Ancak bu 13 senelik uyku döneminde masonlar faaliyetlerini Halkevlerinde sürdürmüşlerdir.

Türkiye'de masonların örgütlenmeleri "1948-1966 yılları arası"nda yeniden canlanır, ancak masonlar bu dönemde Fransız ve İskoç ritleri paralelinde ikiye bölünmüşlerdir"

http://www.masonluk.net/tapinak_s_05.html

 

149
0
0
Yorum Yaz