23 Takipçi | 0 Takip
Diğer İçeriklerim (241)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (23)
30 05 2005

Anayasa'nın Değiştirilemez Maddeleri

 

ANAYASA’NIN HANGİ HÜKÜMLERİ KORUMA ALTINDA ?

 

Muzaffer Deligöz [1]

 

Anayasa Mahkemesinin karar vermek üzere olduğu “Başörtüsü/Türban” ile ilgili Anayasa düzenlemesinin, Anayasanın değiştirilemez maddelerine aykırı olduğu iddia ediliyor.  Emekli bir Yargıtay Baş Savcısı da televizyonlarda Mahkemenin bu sebeple maddeyi iptal edeceğini iddia ediyor.

 

Bu iddianın geçerli olup, olmadığına Anayasamızın bu değişmez hükümlerini inceleyerek karar vermek gerekir. Anayasamızın, bazı hükümlerini koruma altına almış bulunduğu bir gerçektir. O halde bu hükümleri gözden geçirelim, bakalım başörtüsü-tesettür gibi hususlar var mı ?

 

 Koruma altına alınan temel ilkeler ve hükümlerin 2 grupta toplandığını görüyoruz:

 

BİRİNCİSİ;

4. Maddede belirtilen; “Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.” 

 

Bu hükümler şunlardır:

I. Devletin şekli

MADDE 1 . – Türkiye Devleti bir cumhuriyettir.

II. Cumhuriyetin nitelikleri

MADDE 2 . – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

III. Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti

MADDE 3 . – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara'dır.

 

Görüleceği üzere TC nin değiştirilemez temel ilkeleri,

a.    Devletin şeklinin “Cumhuriyet” olduğu,

b.   Toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı “Demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti” olduğu,

c.     Dilinin “Türkçe”,

d.    Bayrağının, “ay yıldızlı al bayrak”,

e.    Millî marşının “İstiklal Marşı” olduğu, [2]

f.     Başkentinin de “Ankara” olduğu

Hiçbir suretle değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez.

 

Buraya kadar gördüğümüz Anayasa hükümleri arasında kılık-kıyafetle ilgili hiçbir hüküm yok. Sadece; Cumhuriyetin nitelikleri arasında geçen “Demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti” ifadesi ile ilişki kurulmak istenebilir.

 

Ancak, Maddenin tamamını okuyalım: “MADDE 2 . – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir

 

Bu maddeye göre; Cumhuriyetimizin;

1-     Toplumun huzuru,

2-     Milli Dayanışma,

3-     Adalet anlayışı içinde;

4-     İnsan Haklarına saygılı,

5-     Atatürk milliyetçiliğine bağlı,

6-     Anayasanın temel ilkelerine dayanan,

7-     Demokratik, laik ve sosyal bir Hukuk Devleti olduğu anlaşılır.

 

Anayasaya getirilen yeni hüküm ile; Toplumun huzuru, Milli Dayanışma ve Adalet anlayışı güç bulmuş, İnsan haklarına aykırı bir tatbikat kaldırılmış, Atatürk Milliyetçiliğine aykırı herhangi bir durum bulunmayan ( Zira, Atatürk’ün başörtü hakkındaki görüşleri için bakınız:  http://muzafferdeligoz.blogcu.com/9438181/   Ayrıca, Atatürk döneminde Atatürk ile birlikteki başörtülü hanımlar için http://muzafferdeligoz.blogcu.com/4280120 a bakınız.) bir düzenleme yapılmıştır ki, bununla Türkiye Cumhuriyetinin Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu ispat edilmiştir.

 

İKİNCİSİ;

İnkılâp kanunlarıdır. Bu kanunlar da koruma altına alınmıştır. Bu koruma 4. maddedeki gibi değiştirilemez şeklinde değil; bu kanunların Anayasa’ya aykırılığının iddia edilemeyeceği şeklinde ifade edilmiştir. Anayasamız; bu kanunların Anayasanın değişiklik usullerine uyularak değiştirilmesini veya kaldırılmasını korumuş değildir. Ancak bunlar, TC nin muasır medeniyete uyumdaki ve laikliğin korunmasında temel hususlar olduğundan, Atatürk’ün bir nevi mirası kabul edilerek aynen korunmaktadır.

 

Bu kanunlar 174. maddede sayılmaktadır:

MADDE 174 . – Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden, aşağıda gösterilen inkılâp kanunlarının, Anayasanın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin, Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz:

1. 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu;

2. 25 Teşrinisani 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisâsı Hakkında Kanun;

3. 30 Teşrinisani 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun;

4. 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medenî nikâh esası ile aynı kanunun 110 uncu maddesi hükmü;

5. 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelmilel Erkamın Kabulü Hakkında Kanun;

6. 1 Teşrinisani 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun;

7. 26 Teşrinisani 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa Gibi Lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun;

8. 3 Kânunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun.

 

 Acaba; yeni Anayasa hükmü “İnkılâp Kanunları” dediğimiz bu hükümlere aykırı mı ? Bunu anlamak için de bu kanunları okumamız, sorunu temelinden çözecek bir yol olacaktır.

 

Atatürk’ün çıkarmış olduğu ve Anayasamıza aykırılığı iddia edilemez olan bu kanunların hiçbirinde başörtü/tesettür/türban gibi hanımlarla ilgili hiçbir hüküm bulunmamaktadır.

 

O kadar ki, herkesin bu konu ile ilgili olduğunu sandığı kılık-kıyafet  kanunu diye bilinen  (3/12/1934 tarih ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun)  sadece çeşitli dinlere mensup din adamlarının kıyafetleri ile ilgilidir. [3]

 

 Şapka Kanunu” diye bilinen “25 11.1925 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun” sadece   Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idare-i umumiye ve hususiye ve mahalliyeye ve bilumum müessesata mensup memurin ve müstahdemin Türk milletinin iktisa etmiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir” diyerek memur ve müstahdemlere ait hükümler getirmiştir. Yani, bu hususta karar verecek hâkimler dâhil, bilcümle memurlar, Milletvekilleri ve devlet dairelerindeki müstahdemlerin şapka giymekle yükümlü olduklarına dairdir.

 

Bu mecburiyete uymayanlar hakkında Türk Ceza Kanununun 222. maddesi uygulanır:

CEZA KANUNU MADDE 222. - "(1) 25.11.1925 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanunla, 1.11.1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanunun koyduğu yasaklara veya yükümlülüklere aykırı hareket edenlere iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir."

 

Bu kanun yürürlükte olduğuna, hatta Ceza kanunu ile koruma altına alınmış bulunduğuna göre; şapka mecburiyeti niçin yerine getirilmemektedir?. En azından kendisini “Atatürk İlkeleri koruyucusu” kabul eden ve “Kemalizm” kelimesini dillerinden düşürmeyen başta TBMM üyeleri olmak üzere; Adalet ve İdare mensupları şapka giymemelerini Atatürkçülük ve Kemalizm ile nasıl telif edeceklerdir?

 

Gelişim ve değişim kanunlarını nazara almayarak, Atatürk’ün ilerici hamlelerini; statik ve skolâstik hale getirenlerin bu durumu cidden acıdır. Kendilerini hala “Devrimci” görmeleri de oldukça komiktir.

 

Ayrıca; İnkılâp Kanunları arasında yer alan Tevhid-i Tedrisat, Şapka, Tekke ve zaviyelerin men’i, Yabancı Devlet nişanları ile ilgili kanunların bazı hükümleri tatbik edilemez hale gelmiş, Devlet dahi bunları tatbik etmekte aciz duruma girmiştir. 

 

Ezcümle;

·        Birçok okullar MEB kontrolünden çıkarılmış, başka Devlet kurumlarının kontrolüne bırakılmıştır. (TÇEK bağlı anaokulları-DDY na bağlı okullar-Sağlık Bakanlığına bağlı okullar- Harbiye’ye menşe teşkil etmeyen Ast subay okulları-Maliye Bakanlığına bağlı okullar vs.)  (Aykırılık:3 Mart 1924 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu)

·        TBMM Üyeleri, müstahdemleri, diğer Devlet Kurumlarının memur ve müstahdemleri şapka giymemektedirler. O kadar ki, devletin çıkardığı "Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık-kıyafetine Dair Yönetmelik" (RG.: 25.10.1982/17849)  dahi şapkadan bahsetmemektedir. (Aykırılık: 25 11.1925 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun)

·        Bir tarikat olan Mevleviliğin zikir törenleri bütün Devlet erkânının iştiraki ile yapılmaktadır.  Alevi ayinleri Devlet koruması altına alınmış; Cem evlerinde yapılan törenlere benzer zikir törenleri Camilerde yasak olsa da, Alevilerde resmen kabul edilmiştir. Ayrıca bütün yurtta resmen olmasa da Şeyhler, dervişler bir realite olmuş, devlet kontrolü dışında faaldirler. Ayrıca; medyumlar, falcılar, üfürükçüler Vergi Levhası alarak icrayı faaliyette bulunmaktadırlar. Türbeler açık ve devlet tarafından imar edilmektedir.(Aykırılık: 30 11.1925 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun )

·         Devletimizin Bakan ve General seviyesindeki yüksek rütbelileri dahi, Yabancı Devlet nişanlarını resmi toplantılarda gururla göğüslerinde taşımaktadırlar. (Aykırılık:26 11 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa gibi Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun Madde:2  [4]

 

Görülüyor ki bazı hükümler zamanla geçerliliğini yitirip, realite olmaktan çıkıyorlar. Bu sebeple bu kanunlarda zamana ve medeniyete uygun, ferdin ve devletin haklarını koruyacak bazı yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır.  Bu kanunlar değiştirilmesi teklif edilemeyen sınıfında olmadıklarından; yeniden tedvir edilebilirler. Hatta bir kısmı edilmiştir de.

  


 [1]  Muzaffer Deligöz :  Gazeteci-Yazar  www.muzafferdeligoz.blogcu.com

 [2]  Emekli Tümgeneral Doğu Silahçıoğlu’nun Şeriat ümmetçisi Mehmet Akif’in yazdığı” diyerek kaldırmak istediği İstiklal Marşımız da koruma altındadır.

 [3]   12 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun:

Madde 1. Herhangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin (din görevlilerinin) mabet ve ayinler haricinde ruhani kisve taşımaları yasaktır. Hükümet her din ve mezhepten münasip göreceği yalnız bir ruhaniye mabet ve ayin haricinde dahi ruhani kıyafetini taşıyabilmek için muvakkat müsaadeler verebilir. Bu müsaade müddetinin hitamında onun aynı ruhani hakkında yenilenmesi veya başka bir ruhaniye verilmesi caizdir.

Madde 2. Türkiye’de kanuna tevfikan teşekkül etmiş ve edecek olan izcilik ve sporculuk gibi topluluklar ve cemiyet ve kulüp gibi heyetler ve mektepler mahsus kıyafet, alamet ve levazım taşımak istedikleri zaman yalnız nizamname ve talimatname ile muayyen tiplere uygun kıyafet, alamet ve levazım taşıyabilirler.

Madde 3. Türkiye’de bulunan Türklerin ve yabancıların, yabancı memleketlerin siyaset, askerlik ve milis teşekkülleri ile münasebetli kıyafet ve alametlerini ve levazımını taşımaları yasaktır.

Madde 4. Ecnebi teşekkül mensuplarının kendi kıyafet, alamet ve levazımları ile Türkiye’yi ziyaret etmeleri, İcra Vekilleri Heyeti kararıyla tayin olunacak mercilerin müsaadesine bağlıdır.

Madde 5. Türkiye Devleti nezdinde memur bulunanların kıyafetleri beynelmilel mer’i adetlere tabidir.

[4] 26 11 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa gibi Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun;

Madde 2-Sivil ve rütbe ve resmi nişanlar ve madalyalar kaldırılmıştır ve bu nişan ve madalyaların kullanılması yasaktır. Harb madalyaları bundan müstesnadır. Türkler yabancı Devlet nişanları da taşıyamazlar.

12701
0
0
Yorum Yaz