.1960 Öncesi ve Sonrası - Muzaffer Deligöz'den Yazılar, Hatıralar - Blogcu



Muzaffer Deligöz'den Yazılar, Hatıralar

| SONRAKİ SAYFA

• 25.9.2006 - 1960 ÖNCESİ ve SONRASI

                                            VE... DP    

 Cumhuriyet döneminde "çok partili demokrasi" denemesi 1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'yla başladı. Ardından 1930'da Serbest Cumhuriyet Fırkası geldi. İki parti de 'halkın dini duygularının istismarı" suçlaması ile kapatıldı, 2. Dünya Savaşı Galiplerinin dünyasında ideolojik tercih demokrasiydi. Batı Ankara'yı zorladı ve sonuçta Demokrat Parti doğdu.

Aslında DP'nin, CHP'den hemen hiçbir farkı yoktu. Ama bir muhalefet partisinin var olmasını şiddetle arzulayan İnönü Celal Bayar ve arkadaşlarını öylesine zorladı ki  Demokrat Parti'nin kurulması kaçınılmaz hale geldi.

Adnan Menderes ve Fuat Köprülü CHP'den ihraç edildi, Celal Bayar milletvekilliğinden istifa etti. "Bayar'ın sağlam Atatürkçü ve iyi bir CHP'li olduğuna" değiniliyordu. Partiden istifa etmesine rağmen Celal Bayar neredeyse Çankaya Köşkü'nden çıkmıyordu.  7 Ocak'ta DP kuruldu.

Muhalefetin hazırlıksız olduğu durumda CHP baskın yapmak istiyordu. Adnan Menderes ne kadar, "Seçimlerin öne alınmasını gerektirecek bir sebep göremiyoruz" derse desin CHP bildiğini okumaya kararlıydı. CHP'nin kurgusuna rıza göstermek zorunda kaldı.Ve seçim kararı çıktı: 1946 Temmuz'unda sandık başına gidilecekti.

DP Mareşal Fevzi Çakmak'ı aday göstereceğini açıkladı. Daha önce beş kez CHP bu komutana adaylık teklif etmiş ama kabul ettirememişti. Seçimden bir hafta önce Mareşal'i İstanbul tren garında 30 bin kişinin karşılaması ve karşılayıcılar tarafından dini sloganlar atılması CHP'de yaklaşan fırtınanın işareti olarak algılandı.

Sonuçta DP seçime katıldı. 465 sandalyeden 66'sını aldı. 16 ilde aday göstermediği halde milletvekili çıkarmıştı. 1950'ye gelindiğinde artık kimsenin kafasında CHP'nin bu kez de kazanacağına dair bir ümit yoktu. "üretimi artırmayı, vergileri azaltıp, tekelleri kaldırmayı ve dengeli bir bütçe hazırlayarak ülkeyi yabancı sermayeye açmayı" taahhüt eden DP genel oyun yüzde 54'e yakınını aldı. DP'nin 408 milletvekiline karşılık CHP sadece 69 milletvekili çıkarabilmişti.     


TÜRKÇE EZANA SON..


       1950 Haziran'ında Menderes kabinesi güvenoyu aldı, Ve işe orduda geniş çaplı bir tasfiyeyle başladı. Gerekçe bir grup subayın darbe hazırlığı içinde oldukları idi. Menderes konuşmalardan birinde CHP'yi darbeye kışkırtmak, CHP de DP yi irticayı teşvik etmekle suçladı. Bir hafta sonra ezanın Arapça okunması yasağı kaldırıldı. CHPde dahil partilerin tamamı Arapça ezan yasağının kalkmasını destekledi.    


ARAP ALFABESİ


     Kasım 1950'de okullara zorunlu din dersi geldi. Menderes CHP ye; "Birkaç mutaassıp adamın Türk milletini peşine takıp dini siyasete alet etmeye ve tehlikeler yaratmaya muktedir olabileceğini nasıl düşünürsünüz?" İçişleri Bakanlığı, "İrticanın başı ezilecektir, kimsenin bunda tereddüdü olamamalıdır" diye bildiri yayımladı ama bir ay sonra Millet Partisi'nin kongresi Fatiha'yla açılınca tartışma tekrar alevlendi.

        1954 seçimlerine gidilirken yarışa CHP, "Türbeleri biz açtık, ilk dini mektepler bizim eserimiz" söylemiyle katıldı. DP de önceden Türkiye'nin katılmayacağını açıkladığı İslam Ülkeleri Konferansı'na katılma kararı aldı, hatta daha da ileri gidip bir sonraki konferansın Türkiye'de yapılmasını temin için Dışişleri'ni harekete geçirdi.
                                   1960 SONRASI HADİSELER:

Bizim Üniversite yıllarımız, 68 kuşağı denen zamana  rastlar. O günlerde, sağ ve sol ayırım sıkça yapılırdı. Hareketli hadiselerin yaşandığı günlerdi. Üniversitelerimizde 1960 askeri harekatının getirdiği hürriyet ile hürriyetin getirdiği anarşi karşımı bir hareketlilik yaşanıyordu.

 O günlerden şunları hatırlayabiliyorum.

 60 askeri harekatı Dindarların çoğunluğunun DP yi desteklemeleri sebebiyle, dindarlara karşı sert tedbirler alıyordu.

O yıllarda İslami çalışmalar üniversitelere taştı. İdarenin baskısı, İslami kesimin çalışmalarını daha da organize hale getiriyordu.

Devlet eliyle gelen  Askeri baskıyı solculara göre, İslami kesim daha çok hissediliyordu..

27 Mayıs 1960 da Meclis feshedilmişti. Başta Devlet radyosu olmak üzere bütün Devlet dairelerinin başına subaylar geçirildi Başta Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes olmak üzere Bakanlar, tevkif edilerek, Hükumetin yerini Milli Birlik Komitesi adı verilen Askeri Yönetim ele aldı.İdareye el koyan askerlerin bu hareketi Anayasa'ya aykırı olmasına rağmen o günün Hukuk Profesörleri harekatın meşruiyet gerekçelerini bulabiliyorlardı.

O günkü İstanbul Üniversitesi Rektörünün harekatı haklı gösterme  gerekçesi, aynı Üniversitenin bugünkü Rektörünün İnsan Haklarını ihlal gerekçelerinden daha mantiki idi..

   Gazete haberleri, iktidarın gençleri öldürerek kıyma makinasından geçirdiğini, binlerce gençin kaybolduğunu, Başbakan'ın Harp okulunu toptan imha etmek için emir verdiğini yazıyordu. Halkın buna inanması için de devamlı propoganda yapılıyordu.

      Diğer taraftan silahlı askerlerin, yıllık geliri 200 doları bulmayan fakir halktan korkmaları için bir sebeb de bulunmuyordu. Fakat, harekatı dünyaya izah etmenin bir başka yolu da yoktu..

  Bu arada birçok gariplikler de birbirini takip ediyordu.

* Bakanların ve DP erkanının hapis bulunduğu Yassı Ada'ya, Sarayburnundan tünel açarak onları kurtarmak istediği için bir mühendis tevkif edilip, muhakeme ediliyor,

* Bütün propogandalara rağmen, kıyma makinalarınde doğranan gençlerin tespiti yapılamıyor,

* Kaybolduğu bildirilen gençlerden hiçbirinin ailesi ortaya konulamıyor,

* Eskişehir'de Askeri garnizona gelerek teslim olan Rahmetli Menderes'in bir tavuk kümesine saklandığı söyleniyor,.

* O'nun mahkemelerde herkesin şahit olduğu asalet ve efendiliğine iftira ediliyordu.

  O dönemde halka yapılan baskıları çok yakından gördüm. Büyük bir halk çoğunluğuna (Kuyruk) adı takılmıştı. Siyasi rakipler askeri idareye jurnaller gönderip, masum çok kişinin izdirap çekmesine sebeb oldular.

O günün İslami Basını, Büyük Doğu-Serdengeçti-Yeni İstiklal – Sebil – Mücadele - İhlas- Uhuvvet – Zülfikar – Bediülbeyan – İttihad – Bugün - Sabah gibi gazeteleri ve onların menfaatten ve garezden ari ekipleri, müslümanları müdafaa ve yetiştirmeye gayret ediyordu.

  Diğer bir grup, bütün ülkede Kur'anı öğretme ve nesli kesilmek istenen ilim adamlarını yetiştirmeye uğraşıyordu.Bütün Vatana yayılmış, kökleri mazideki gönül erleri, insanların nefislerini terbiye ve ruhlarını doyurmaya çalışıyorlardı. Ve o günlerin bereketi ile filizlenmeye başlayan ve ilerdeki mücadelenin bayraktarı olacak Genç Nesil ortaya çıkıyordu.

   Bunları daha sonra değişik çatılar altında, Ülkeye yön verecek çalışmalarda görüyoruz. Bugün onlara verilmek istenmeyen iktidarlar, siyaseti inanaçsızlıklarına alet etmektedirler.

 Bütün bu keşmekeş ve karışık dönemde siyasi dağdağa ve zahiri hadiselere dalmayan, kin ve düşmanlık hislerine mağlup olmayan bir kitle vardı ki, onlar yaradışlarının gayesi, hayatlarının hedefi olan çalışmaları yapıyorlardı.

Ehli Dünya, gayeleri yalnız Allah'ın rızası olan bu kimseleri anlamak  istemiyor, onları siyaset ile itham ediyordu. Bu öyle bir iddia idi ki, dindarların siyasetin içinde olmadıkları bir yana, "Şeytandan sığındığım gibi siyasetten de Allah'a  sığınırım" demeleri bile para etmiyordu. Yapılan itham hep aynı idi. Siyasi nüfuz elde etmek için dini ve dince mukaddes sayılan şeyleri alet etmek.

- Siyasetin içinde değiliz ki, siyasi nüfuz için alet edelim,

- Alet etmek, inanmayan için geçerlidir, İnsan inandığı değeri başka şeye alet edemez ki. Zira insanın inancı, siyasetten çok yüksek değerlerdir.

-  Siyaset, belki Dine alet edilebilir ama, inanan kimse için Din Siyasete alet edilemez deseniz de sizi dinleyen yoktu.

Ve yeriniz karakol, mahkeme ve hapishane idi.

Halk bu garipliklere şaşırmış vaziyette, içlerinde İsmet İnönü'nün, Ecevit'in, Baykal'ın, Metin Toker'in ve daha nicelerinin bulunduğu CHP muhalefetinin askerlerle işbirliği halinde yaptıklarına bakıyordu.

Millet, olmadığına inandığı olayları, masumiyetlerine inandıkları suçlu sayılan siyasileri ancak dualarıyle desteklemeye çalışıyordu.

Bu sevgi, Menderes'in yeşil bir atla Yassıadadan gelerek bir komşu köyünde namaz kıldığı veya başka ülkelerde görüldüğü gibi masalımsı hikayelere kadar uzanıyordu.

 Neticede hukuki hiçbir temeli olmayan askeri bir mahkemeye,  istediklerini yaptırarak, şehadete layık üç vatan evladını  idama mahkum ettirdiler. Yıllar sonra İçlerinde o zamanın CHP lilerinin de bulunduğu TBMM, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu'nun itibarlarını iade kararı vererek yapılan haksızlığı, adaletsizliği ve zulmü resmen tescil etti.

Bir süre sonra, sağ ve sol faaliyetler fikri planı aşmaya başlamıştı. Boykot-yürüyüş-işgal gibi fiili hareketlerin Üniversitelerde yoğunlaşması üzerine, Devlet buraları kontrolünde tutabilmek için tedbirler almaya başladı.

O sırada dindar kişilerin; zulümlere, işkencelere, mahkemelere rağmen faaliyetlerini sürdürdüklerine şahit oluyorduk. O günün çalışmaları içinde; İslami hizmet yapanlardan ilk akla gelen Nur Talebeleri, Süleymancılar, Büyük Doğucular, Tarikatlardı.... 


ANKARA HUKUK FAKÜLTESİ


      1960 da Hukuk Fakültesine kaydoldum. Hukuk Fakültesinde okurken aynı zamanda İlkokullarda Vekil öğretmenlik yaparak harçlığımı çıkarıyordum. 1961 yılında Hukuk Fakültesi Yurduna girebildim. Yurtta Mescit de vardı. Bu bakımdan dindar birçok yeni arkadaşım oldu. 


MESCİDE ÇIPLAK RESİMLER


     Biz derslerden zaman buldukça Mescitte namazlarımızı kılıyorduk. Ancaki, mescit dindarları toparlayan, cemaat haline getiren bir görevi yapamıyordu. Giren-çıkan; namazını kılan, bir kenarda Kur’an okuyan birkaç öğrenci görülürdü.

     Bir hadise, Hukuk Mescidini asli görevine doğru itiverdi. Bir gün bir kız öğrenci Mescide gelerek, orada namaz kılanlara; “Solcular sizi rezil etmek için, gece mesciddeki seccadelerin altına çıplak kadın resimleri koyacaklar. Bunu da Basın yoluyla duyuracaklar” diye haber veriyor. Solcuların bu konudaki konuşmalarına şahid olan kız namaz kılanlara yapılacak bu suikasde razı olamadığından haberi getiriyor.

     Haber, namaz kılan bütün öğrencilere duyuruldu. O günden itibaren Mescitte bir nevi nöbet tutularak, solculara fırsat verilmedi. Bu hadisenin meydana getirdiği dayanışma, Hukuk Yurdu Mescidine gelen bütün öğrencileri birbirine kenetledi, sanki bir cemaat doğdu. Artık Mescit dışında da selamlaşıyor, sohbet ediyorduk. Okul dışındaki Sağ sosyal faaliyetler birbirlerine duyuruluyor, bazen da beraberce gidiliyordu. 


SAĞ ve SOL MERKEZLER


     O sırada fakültelerde sağcı-solcu gruplar oluşmuştu. Solcular, bitişiğimizdeki Siyasal Bilgiler Fakültesini karargah tutmuşlardı. Her gün bir faaliyetleri vardı. Her hafta sonu da Siyasalın konferans salonunda Sosyalist, hatta Komünist bir kişi konuşturulur, diğer fakültelerden gelenlerin de iştiraki ile gövde gösterisinde bulunulurdu.

     Sağcıların Merkezi ise, Türkocağı idi. Milliyetçi-dindar ayırımı olmadan büyük bir öğrenci kitlesi Türkocağında toplanıyordu. O sırada “Türk Yurdu” Dergisi de çok kaliteli ve devamlı olarak çıkıyordu. Dergi, Milliyetciliğin felsefi temelini oluşturmaya çalışıyordu. İlk defa bütün Sağ entellektüeller bu Dergide toplanmışlardı. Birçok profesör ve fikir adamını birarada okumak mümkün oluyordu.

     Dindarlar daha teşkilatlanmış değillerdi. İlk defa Kızılay’da İmam Hatip Okulları Federasyonu bir yer tutmuştu. Mehmet Kervancı ve arkadaşları her hafta bir toplantı yapıyorlardı. Bu yer, Ankara’daki dindarların toparlanmalarına, sosyal faaliyetlerine ve fikri gelişimine çok büyük yarar sağladı. Türkocağındaki Milliyetcilik ağırlıklı toplantıların resmi ve ağır görünümünden bunalan dindar öğrenciler soluğu Kızılay İHO Federasyonunda alıyorlardı.

       Din Görevlileri Derneği, İsmail Çoşar- Mehmet Solmaz ve arkadaşlarınca Ulus’ta birkaç senedir vardı. Ama, burası hiçbir zaman Ankara’daki öğrencilere hizmet edemedi. Klasik Din adamı derneği olarak devam etti.

       Sağdaki diğer bir sosyal çalışma ise, Alpaslan Türkeş ve Muzaffer Özdağ merkezli ve devleti de arkasına alan Milliyetci bir çalışma idi. Bunlar resmi kurumları da bu iş için kullanıyorlardı. Ben, bu sağ grupların tamamının toplantılarını takip ediyordum. Mesela, Türkocağı’nın İstiklal Marşı ile ilgili toplantısının organizesinde görevli idim.
      60 Askeri İhtilalinin verdiği hürriyet gazeteleri şımartmış, yazarlar içlerindeki herşeyi ortya çıkarıyorlardı. O günlerde Basın “İstiklal Marşı” nın değiştirilmesi için büyük bir kampanya başlatmıştı: İstiklal Marşı, M.Akif gibi bir gericinin; yobazlık kokan, kin ve düşmanlık aşılayan bir hezeyanı idi. Bunun çağdaş şiir şeklinde; dostluğa, insanlık ideallerine uygun hale getirilmesi şarttı.

         Buna karşı Türkocağı bir seri konferanslar düzenledi. İstiklal Marşı’nın kabulü sırasında Milli Eğitim Bakanı Olan Prof.Hamdullah Suphi Tanrıöver ilerlemiş yaşına rağmen, gelerek o günkü anılarını heyecanla anlattı. MBK deki Milliyetçi grubun da aleyhte yazı yazanlara karşı aldıkları tedbirler sonucu, kampanya söndü, gitti.. 

                         K.ALBAY ALPARSLAN TÜRKEŞ 

 


        Atatürk’ün Ölüm yıldönümü sebebiyle “ATATÜRK’Ü ANMA HAFTASI” ilan edilmişti. Hafta dolayısıyla yapılan toplantılar Alparslan Türkeş’in gövde gösterileri haline geliyordu. Özellikle MBK nin en genç üyesi Yzb. Muzaffer Özdağ, hemen her gün bir konferans yapıyor, Mustafa Kemal’i anma adı altında kendilerini tanıtarak, Sağ’ı toparlamaya çalışıyorlardı.

      Ben Alparslan Türkeş ve Muzaffer Özdağ’ın bütün toplantılarını takip ediyordum. O toplantılardaki açık ve özel konuşmalardan anladığım kadarı ile, Türkeş ilerisi için büyük hayaller içinde idi.

        Mesela, bir konuşmasında “Bu millet daha çok Mustafa Kemaller çıkarır.. Sen de bir Mustafa Kemalsin, ben de bir Mustafa Kemal’im..” gibi konuşmalar yapıyordu. Ayrıca, MBK içindeki ayrılığın ilk haberlerini o toplantılardaki özel konuşmalarda alıyorduk. Bazı Komite üyelerinin Solcu hatta Komünist olduğu haberlerini inkar etmiyor; kendilerinin millete gelecek her türlü tehlikelere karşı tedbirleri aldıklarından bahsediyordu..Türkeş’in bu konuşmalarına rağmen, çok geçmeden karşı grubun tedbir almakta daha mahir olduğu anlaşıldı ve MBK deki Milliyetci subayların her biri bir ülkeye elçi olarak sevkedildi. Türkeş de Yeni Delhi B.Elçisi olmuştu. Bu hadise bize, Milliyetcilerin söyledikleri kadar da güçlü olmadıklarını gösterdi..

10 KASIM KONFERANSLARI


Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:2
| SONRAKİ SAYFA
Bu Sitede; MUZAFFER DELİGÖZ' ÜN YAZI, RESİM, RÖPORTAJ VE HATIRALARINI BULACAKSINIZ.. muzafferdeligoz@ena-ajans.com


YAZILAR

Blogcu Yardım