Kastamonu Lisesi - Muzaffer Deligöz'den Yazılar, Hatıralar - Blogcu



Muzaffer Deligöz'den Yazılar, Hatıralar

| SONRAKİ SAYFA

• 13.9.2006 - KASTAMONU LİSESİ

 

Kastamonu Abdurrahman Paşa Lisesi Eski ve Yeni fotoğrafları


 1956-1959 YILLARI


 

 1956 yılında Kastamonu Lisesine kaydoldum. Yatılı olarak okuyordum. Okulun içinde bulunan yatakhanelerde kalıyor, yemekhanede yemeğimizi yiyor, okulun sınıflarında da nöbetçi öğretmenin gözetiminde etüt dediğimiz zaman içinde de derslerimizi çalışıyorduk. Okulun bahçesinde devamlı basket ve voleybol müsabakaları yapıyorduk. Ben çiğerlerimden hasta olduğum ve doktorlar müsaade etmediği için bu müsabakalara giremediğim gibi, okulun Beden Eğitimi derslerine de iştirak etmiyordum. Bu müsabakalardan hatırımda kalan, ilerde bütün Türkiye’nin iyi bir spiker olarak tanıyacağı Tuna Huş’un en iyi basket oynayan arkadaşımız olduğu idi.

 

 

KASTAMONU LİSESİ 6 FEN ÖĞRENCİLERİ TARİH ÖĞRETMENİ İHSAN KURT İLE

Ayaktakiler (Soldan) Hükmü,  ,  ,. ,Emin,Mahmut,Türker,Metin,Tuna, Nuri,Metin, Öğretmen İhsan Kurt, Tuna Huş, ,., Turan Yıldırım, İhsan Biçer, Muzaffer Deligöz

Oturanlar (Soldan): Sabahattin Duman, Ünal Balkan,Şenel, İlhan, Hasan Aytaç, Osman Kara


 LİSEDE BOYKOT


      Kastamonu Lisesinde, Coğrafya öğretmenimizin Fen sınıflarına lüzumsuz bir sürü rakamları ezberleme mecburiyeti koymasına karşı çıktık. Fen derslerimizin çok ağır olduğunu, Üniversite imtihanları için Coğrafya kitabındaki ülkelerin hayvan miktarları, yetiştirdiği ürünlerin ihraç miktarları gibi bilgilerin faydalı olmayacağı gibi mülahazalar öğretmenimizi ikna etmedi. “Bunları ezberlemeyenleri mezun etmem” diye tutturdu.  Müdürümüz Sabri Bey de kendisini ikna edemedi. Bunun üzerine “bu dersi boykot edelim” fikrimiz arkadaşlarca da uygun görüldü. Sınıf Temsilcisi haricindeki bütün sınıf Coğrafya dersine girmemeye başladık. İlk derste öğretmen sınıfa geliyor. Temsilci kendisini kapıda karşılayıp, kapıyı açıyor. Öğrencileri sınıfta sanan Coğrafya öğretmenimiz tabii olarak “Günaydın arkadaşlar” diyor ama. İçerde kimse yok.. Temsilci arkadaşların Üniversite için çalışmak üzere kütüphanede olduklarını söylüyor. Öğretmen kızarak doğru Müdürün odasına gidiyor.

 

Müdürümüz Sabri Bey, “Ben çocuklarla konuşurum, birdahaki derse gelirler” diyerek öğretmeni gönderiyor. İkinci derste de kimse olmayınca, bütün arkadaşlar disiplin Kuruluna verildi. Hepsine birden ceza vermek mahzur doğuracağından elebaşları olarak tespit ettikleri Haklılığımızı bilen Müdürümüz ve diğer öğretmenler Bana ve diğer bir arkadaşımızı ceza vererek, okuldan atılmamıza engel oldular. 

 


                               1959-1960 YILLARI


1959 -1960 öğretim yılı Fen Bölümü öğrencisi olarak Coğrafya dersinden kalmış biri olarak boşta gezmek zor geldi. O sırada Babam Sinop-Erfelek Kaymakan vekili Olarak görev yapıyordu., O sırada Sinop Valisi olan Hayrettin Nakipoğlu’na durumu anlatan Babam, beni Erfelek (Karasu) nun Salavat Köyüne Vekil öğretmen olarak tayin ettirdi. Hayrettin Nakipoğlu daha sonraki yıllarda AP nin  İçişleri Bakanı olarak da görev yapan değerli bir idareci idi.

 

Yarı dönem sonra Erfelek İlçe Merkez okulundaki yaşlı bir öğretmenin emekli olması üzerine, ben daha önceki yıllarda ilkokulu okuduğum bu okula öğretmen vekili olarak tayin edildim. O sırada Öğretmen Lisesi mezunları yeterli miktarda olmadığından Lise mezunlarından Vekil öğretmen atanabiliyordu. Ancak burada garip bir durum vardı. Ben vekil olduğum halde, okulun bütün öğretmenlerinden daha fazla maaş alıyordum. Bunun sebebi; vekil öğretmen, vekalet ettiği kadronun 2/3 maaşını alıyordu. Benim vekalet ettiğim, ilkokulu okurken benim de öğretmenin olan Tevfik Bey 30 yılı aşkın eğitmenlik ve öğretmenlik yaptığından çok yüksek kadrolu ve  maaşı en yüksek derecede idi. Dolayısıyla ben onun maaşının 2/3 ni alınca, okulun en yüksek maaş alan öğretmeni oluyordum.Hukuk Fakültesine girdiğim ilk senede de,  Ankara’da sosyetenin çocuklarının devam ettiği ve Milli Piyangonun çekilişinin yapıldığı okul olan Sarar İlkokulunda ve Namık Kemal İlkokulunda da vekil öğretmenlik yaparak okul harçlığımı çıkardım

 

 1959 Haziran imtihanında da, Eylülde de Coğrafya’dan geçer not alamadık ve bir yıl beklemek zorunda kaldık. 1960 Haziranında imtihanlarına kayıt için okula gittiğimizde Müdürümüz Sabri Bey “Bu kadın sizi bu okuldan mezun etmez. Siz başka bir okula kaydınızı aldırın” diye yol gösterdi.  Ben  1960 Haziran imtihanına Sinop Lisesinde girdim ve mezun oldum. 


YATILILIK


Yatılı okuyanlar bilir, hayatının baharında ailesinden uzak olarak yaşayan genç insanlar, ailelerin hasretini, okulda can-ciğer oldukları arkadaşlarıyla giderirler. Onlar okul arkadaşıdır, sır arkadaşıdır, yaramazlıkların, neşelerin, üzüntülerin arkadaşlarıdır. Bu arkadaşlar insanın hayatı boyunca unutamadığı kişiler olarak hayatınızın bir parçası olurlar.

 

   

            KASTAMONU LİSESİ 6 FEN ÖĞRENCİLERİ DERSTE-1959                     EKREM KÖKER

 

Benim de Kastamonu Lisesinde en iyi ve can arkadaşım benim gibi yatılı olarak  okuyan Tosya’lı Ekrem Köker idi. Ekrem, candan bir arkadaş, iyi bir dosttu. Daima iyiliği düşünür, kötülüklerle işi olmazdı. Sonradan öğrendiğime göre babası Rahmetli Zühtü Köker, Bediüzzaman Hz. nin talebelerindendi. Ekrem de, babasından Risale-i Nur terbiyesi almış, Lisede iken dahi namazını kılan, etrafına güzellikler dağıtan bir kişiliğe sahipti. Ekrem ile benim arkadaş olmam herhalde (=muhakkak manasına) benim hayatımın en büyük şansı idi.

 

KASTAMONU LİSESİ 6 FEN

Ayaktakiler: (Soldan) Yetiş Çelem (Ayancık), Armağan Etemoğlu, Hasan Aytaç (Amasya-Taşova), M.Emin Paskaloğlu (Kastamonu), Hatipoğlu Ramazan Çelik (Konya), Hüseyin Ertekin (Afşin), Osman Kara (Ulus), Turan Yıldırım (Araç), Zeki İyigüngör (Kastamonu), Muzaffer Deligöz (Araç)

Oturanlar (Soldan) Metin Ünal (Kastamonu), Metin Arı (Beypazarı), Süreyya Musluoğlu (Ankara), Necla Kasımoğlu (Erzurum), Günnur Sağlam (Kastamonu), Ulunay Tibet (Kastamonu), Hasan Akoğlu (Kastamonu)

 


 ADINI BİLE DUYMADIĞIM BEDİÜZZAMANI RÜYADA GÖRÜYORUM


Kastamonu Lisesinde okurken benim din ile ilgili temel kaynaklardan alınmış bir bilgim yoktu. O dönemde okullarda dinle ilgili bilgi ve ders de verilmediğinden, ben ancak annemin bana öğrettiği kadar bir bilgiye sahip olan Müslüman olarak yaşıyordum. Bunun büyük kısmı da çocukluk çağında verilmiş, hikayemsi bilgilerdi. Ben İslamla ilgili ilk ciddi bilgileri Ekrem’den duymaya başladım. Zira O, mantıklı ve müsbet ilimlere dayalı bilgilerle bana İslamı anlatıyordu.

 

Tarihini tam hatırlayamıyorum ama 1957 veya 58 yılları içinde idik ki, bir rüya gördüm. Bir çölde giderken, uzakta bir kişinin beline kadar kuma gömülü olduğunu ve  eliyle bana “gel, gel” diye işaret ederek çağırdığını görüyorum. Yanımdakilere sarıklı olan bu kişinin kim olduğunu soruyorum. Bana “Bediüzzaman” diyorlar ve uyanıyorum. Bu rüyayı aynen ikinci bir defa daha gördüm. Bu sefer Ekrem’e rüyamı anlatarak Bediüzzamanın kim olduğunu sordum.

 

Bediüzzaman Said Nursi

 

Ekrem Bana Bediüzzaman’ı anlattı ve “Küçük Tarihçe” isimli bir kitapcık vererek bunu okursam Bediüzzaman’ı daha iyi tanıyacağımı söyledi. Ben kitabı aldım ama okuyamadım. Niçin okuyamadığımı da şimdi hatırlamıyorum. Bir ara kitabı Ekrem’e geri vermek istedim. Okuyup okumadığımı sordu. “Biraz okudum” dedim. “Anmlat bakalım” deyince, “Ekrem, ben bu kitaba şöyle bir baktım. Tam okumadım. Ver de şimdi okuyayım” diyerek kitabı aldım ve okudum.

 

Bu hadiseden sonra artık ben de Risale-i Nur kitapcıklarını öğretmenlerden ve arkadaşlarımdan gizli olarak okumaya başladım. Görülmesi halinde başımıza büyük işler açılacağını biliyorduk. Kısacası artık ben de “ NURCU” olmuştum.

 

Gördüğüm rüyayı ve Risaleleri okumaya başlamamı ben hep Ekrem’in benim için yaptığı dualara vermişimdir.


  BEDİÜZZAMAN  'IN KİTAPLARINI OKUMAYA BAŞLIYORUZ.


 Risale-i Nurları okudukça, daha çok okuma iştiyaki doğuyordu. Ekrem ile biz artık tatil günleri Kastamonu’daki Nurcuları ziyarete ve onların yaptıkları Risale-i Nur derslerini takibe başladık. Bu arada Ekrem beni Bediüzzaman Hz. nin yakın talebelerinden olup, Kastamonu’da bulunan Mehmet Feyzi Efendi ile de tanıştırdı.

 

 M.FEYZİ EFENDİ  


 LİSEDE MESCİT AÇIYORUZ


Lise dışındaki bu çalışmalarımızın etkileri Lise içindede görülmeye başladı. Ben namaza başlamıştım. Namaz kılan bizden başka arkadaşlarımızda vardı. Şu anda arkadaşlığımız devam eden Av. M.Emin Paskaloğlu onlardan biri idi.

 

Risale-i Nur gibi İslamı temelinden  yanı imani bilgilerinden öğreten bir eserden istifade etmeye başlayınca, derslerimizin arasında zaman zaman ortaya çıkan İslami konularda görüşlerimizi ortaya koymaya başladık. Bu öğretmenlerin de dikkatini çekiyordu. Bazı öğretmenlerle sınıfta uzun münazaralara girdiğimiz de oluyordu. Özellikle Tarih öğretmenimiz Muhsin Bey iyi bir İslam düşmanı olarak öğrencilerin beyinlerini materyalizme, din aleyhine çekmeye kalkışınca karşısında bizi buluyor ve bnerede ise ders sonuna kadar süren münakaşalar başlıyordu. Muhsin Bey bizim İslam konusundaki bu bilgileri nasıl edindiğimizi merak ediyor, gereken araştırmaları da yapıyordu.

 

Fikirle netice alamayacağını anlayan Muhsin Bey, ramazan günü sınıfta sıgarasını yakıyor, fiili ile İslama karşı olduğunu göstermeye çalışıyordu. Biz, bir öğretmenin ders sırasında sıgara içmesinin yanlışlığı yanında, oruç tutan bize karşı hürmet göstermesi gerektiği gibi mantıki karşılıklarla arkadaşlarımızı uyarmaya çalışıyorduk.

 

Ramazan sebebiyle namazlarımızı toplu olarak kılacak bir yerimiz olmadığını sebep göstererek İdareden bize mescit açmasını talep ettik. Müdürümüz Sabri Alagür (Hayatta ise Allah sağlıklı ömür versin, öldü ise rahmetini esirgemesin) dindarları seven bir kişi idi. Önce biraz çekindi ise de, israrımıza dayanamayarak Spor salonunun üst katındaki soyunma odalarından birini bize mescit olarak tahsis etti. Biz artık risaleleri mescitte, gözlerden uzakta rahatca okumaya başladık.

 

Ancak, Muhsin Beyin takibi netice verdi ve bir gün Polis gelerek bizdeki Risale-i Nur’lara el koydu. Ekrem’in isteği üzerine, ifademizde risalelerin Ekremin babasına ait olduğunu, bizim merak saikası ile incelemek için unuttuğu çantasından aldığımızı söyledik. Polis için önemli olan bir suçlu bulmak olduğundan, Ekrem’in babası Zühtü Amca mahkemeye verildi. Önce tevkif ederek hapse aldılarsa da daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığının müsbet raporları üzerine beraat ederek hapishaneden çıktı.

 


ANKETE VERİLEN CEVAP


 

Kastamonu Lisesinde okurken, Lise son sınıf öğrencilerinden iki kişinin cevaplaması için Ankara’dan bir anket gönderilmiş. Müdür Bey de cevap verecek öğrencilerden biri olarak beni seçmiş. Ankette ailemiz, okulumuz ve kendimizle ilgili birçok soru vardı. Verdiğim cevaplardan önemli olanı “Hayatınıza tesir eden en önemli kişi kim oldu? Niçin ? “ sorusuydu.

 

Ben en uzun cevabı bu soru için yazdım. Hayatıma tesir eden ve yön veren önce Araç Ortaokulunda Müdürüm Hulusi Güven, sonra Bediüzzaman Said Nursi olmuştur.“ diye başlayan ve 2 sayfayı bulan cevapta yazdıklarımı tahmin edersiniz sanırım. Yazı Risale-i Nur ve Üstad Bediüzzaman’ı anlatan  yeni bir Nur Talebesinin hissiyatının yanında, Üstadın birçok vecizesini de taşıyordu.

 

Anketi Müdürümüz Sabri Alagür’e götürdüğümde, dikkat ve hayretle okudu. Arada bir beni süzüyor, zannederim bazı yerleri ikinci defa okuyordu.

 

Sabri Bey Edebiyat Öğretmeni idi. Uzun boyu ve iri  vücudundan daha çok, dalgalı saçları ilk bakanın dikkatini çekerdi. Dindar ve Milliyetçi olduğunu herkes bilirdi.  O,  bu konularda tavrını belli eden hareket ve konuşmalarda bulunmazdı.

 

Yazımı okuyup, bitirdikten sonra, “Edebiyat dersinde iyi olduğunu biliyordum da, bu kadar Osmanlıca kelime ve dini istılahları bildiğini tahmin etmezdim “ dedi ve gidebileceğimi söyledi. Ne yazık ki o yazının bir suretini almayı akıl edemedim.

 

Müdürümüzün bu ankete verdiğim cevapları Bakanlığa gönderip,  göndermediğini bilmiyorum. Fakat, ben ceberut ve zalim idarecilerin bulunduğu o tarihlerde,  hiçbir menfaat ve takdir sağlamak için değil, tam bir ihlas ve samimiyetle yazdım.  Hatta ceza bile alabilirdim. Gayemin; İnandığım doğruları duyurmak ve bana menfaat sağlayacak ve takdir vereceğine inandığım Cenab-ı Hak’kın rızasını kazanmak olduğunu biliyorum...Onun için yaptım..

 


LİSEDEN MEZUNİYET


   

Kastamonu Lisesinde, Coğrafya öğretmenimizin Fen sınıflarına rakamları ezberleme mecburiyeti koymasına karşı çıktık. Fen derslerimizin çok ağır olduğunu, Üniversite imtihanları için Coğrafya kitabındaki ülkelerin hayvan miktarları, ihraç miktarları gibi bilgilerin faydalı olmayacağı gibi mülahazalar öğretmenimizi ikna etmedi. “Bunları ezberlemeyenleri mezun etmem” diye tutturdu.  Müdürümüz Sabri Bey de kendisini ikna edemedi. Bunun üzerine “bu dersi boykot edelim” fikrimiz arkadaşlarca da uygun görüldü.

 

Sınıf Temsilcisi haricindeki bütün sınıf Coğrafya dersine girmemeye karar verdik. İlk derste öğretmen sınıfa geliyor. Temsilci kendisini kapıda karşılayıp, kapıyı açıyor ama kimse yok.. Temsilci, arkadaşların çalışmak üzere kütüphanede olduklarını söylüyor. Öğretmen kızarak Müdürün odasına gidiyor. Müdürümüz Sabri Bey, “Ben çocuklarla konuşurum, birdahaki derse gelirler” diyerek öğretmeni gönderiyor. İkinci derste de kimse olmayınca, bütün arkadaşlar disiplin Kuruluna verildi. Elebaşları olarak tespit ettiklerine ceza vermeye karar alıyorlar. Haklılığımızı bilen Müdürümüz ve disiplin kurulu Bana ve diğer bir arkadaşımıza az bir ceza vererek, okuldan atılmamıza engel oldular. 

 

1959 Haziran imtihanında da, Eylülde de Coğrafya’dan geçer not alamadık ve bir yıl beklemek zorunda kaldık.

 

1959 -1960 öğretim yılı Fen Bölümü öğrencisi olarak Coğrafya dersinden kalmış biri olarak boşta gezmek zor geldi. O sırada Babam Sinop-Erfelek Kaymakan vekili Olarak görev yapıyordu., O sırada Sinop Valisi olan Hayrettin Nakipoğlu’na durumu anlatan Babam, beni Erfelek (Karasu) nun Salavat Köyüne Vekil öğretmen olarak tayin ettirdi. Hayrettin Nakipoğlu daha sonraki yıllarda AP nin  İçişleri Bakanı olarak da görev yapan değerli bir idareci idi

                     SALAVAT KÖYÜ OKULUNDAKİ  ÖĞRENCİLERİM:  2/12/1959

 

Yarı dönem sonra Erfelek İlçe Merkez okulundaki yaşlı bir öğretmenin emekli olması üzerine, ben daha önceki yıllarda ilkokulu okuduğum bu okula öğretmen vekili olarak tayin edildim. O sırada Öğretmen Lisesi mezunları yeterli miktarda olmadığından Lise mezunlarından Vekil öğretmen atanabiliyordu. Ancak burada garip bir durum vardı. Ben vekil olduğum halde, okulun bütün öğretmenlerinden daha fazla maaş alıyordum. Bunun sebebi; vekil öğretmen, vekalet ettiği kadronun 2/3 maaşını alıyordu. Benim vekalet ettiğim, ilkokulu okurken benim de öğretmenin olan Tevfik Bey 30 yılı aşkın eğitmenlik ve öğretmenlik yaptığından çok yüksek kadrolu ve  maaşı en yüksek derecede idi. Dolayısıyla ben onun maaşının 2/3 ni alınca, okulun en yüksek maaş alan öğretmeni oluyordum.

1959 ERFELEK (KARASU)  İLKOKULUNDA ÖĞRETMEN VEKİLLİĞİ

YAPARKEN BİR BAYRAMDA KONUŞMA YAPIYORUM 

 

Hukuk Fakültesine girdiğim ilk sene,  Ankara’da sosyetenin çocuklarının devam ettiği ve Milli Piyangonun çekilişinin yapıldığı okul olan Sarar İlkokulunda ve Namık Kemal İlkokulunda da vekil öğretmenlik yaparak okul harçlığımı çıkardım 


Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:2
| SONRAKİ SAYFA
Bu Sitede; MUZAFFER DELİGÖZ' ÜN YAZI, RESİM, RÖPORTAJ VE HATIRALARINI BULACAKSINIZ.. muzafferdeligoz@ena-ajans.com


YAZILAR

Blogcu Yardım