Ankara Vaizi Said Özdemir anlatıyor:
Bediüzzaman’ın Adnan Menderes ile ilgili fikirleri
“Üstad, Menderes’e hakikaten çok ehemmiyet veriyordu. Ama bazıları diyorlar ki ‘DP partisine taraftardı, rey verdi.’ Hayır, Parti ile hiç alâkası yoktu. Üstad Hazretleri Menderes’te İslami bir hüviyet görüyordu. Üstad, Menderes’e olan bu muhabbetini ona dua ederek de ortaya koyar”
“1958 yılında bizim İzmir’de bir mahkememiz vardı, Risale-i Nurlardan dolayı. Rahmetli Atıf Ural kardeşimizle beraber dönüşte Üstad’a uğradık. O gece ders yapıyordu ve ders esnasında Üstad Hazretleri dedi ki
-Bu gece Menderes’e dua ettim.
Biz tabii önce bir şey anlamadık. “
“Ertesi sabah gazetelerde ‘Menderes kaza geçirdi, fakat kurtuldu’ diye haberler vardı. Sonradan anlıyoruz ki, o anda Menderes’in uçağı Londra’da düşüyor ve parçalanıyor. Cenab-ı Hak O’nun, bir ağaca takılıp kurtulmasını sağlıyor.”
Yine o gece Üstad dedi ki
-Said yarın seninle Ankara’ya gideceğiz.
Tabii biz hayret ettik, Ankara’ya niye gideceğiz? ‘Peki Üstadım. dedim’ Biraz durdu tekrar söyledi:
-Yarın seninle Ankara’ya gideceğiz diye.”
Ertesi sabah Ankara’ya doğru yol alırlar.Ancak, Konya polisi Said Nursi’nin Konya’ya geleceğini haber alınca yolu keser. Halk da Üstad’ı görüp elini öpmek için meydanı doldurmuştur. Üstad, Mevlânâ Hazretleri’ni ziyaret etmek ister. O gün müze kapalı olmasına rağmen, müdür Mehmet Önder -Ben ona açacağım- der:
“Üstad
-yalnız gireyim
dedi. Peşinde de sivil polisler var. 10—15 metre ilerledi, kıbleye döndü. Orada mezarlar var, ellerini kaldırdı, dua ediyor. Ağlıyordu ama, niye ağlıyor bilmiyoruz. Demek ki üzüntüsünden.. fazla gidemedi. Orada polislere
-Kardeşim, Sizin bu aldığınız tedbire teşekkür ederim.
Çünkü, orada binlerce insan, elini öpmek için bekliyor.
-Fakat şunu bilin ki
dedi
-Biz sizinle vazife arkadaşıyız. Biz, suçlar meydana gelmeden ferdin kalbine manevi bir yasakçı polis koymak suretiyle onu suçlardan koruyoruz. Siz suçlar meydana geldikten sonra..
Sonra döndü bana,
-Ankara’ya gidecektik fakat bu hadiseler gösterdi ki benim düşündüğüm vakit daha gelmemiş
dedi.” “Üstad, Menderes’te gördüğü o İslami hüviyeti geliştirip; İslami bir icraat, yahut Risale—i Nurları maarif veya Diyanet eliyle neşrettirebilir miyim? diye çok arzu etti.” “Menderes’e eski Isparta Milletvekili Tahsin Tola Ağabey’i gönderdi.”
-Söyle, Risale—i Nurları, bu iman hakikatlarını maarif yoluyla bazı kitaplara din bilgisi olarak koysunlar veya Diyanet eliyle basımını yapsınlar bu suretle yetişen gençlik imanlı olarak yetişsin.
-Menderes’e git söyle diyerek O’nu gönderdi. Menderes, Tola’yı dinliyor ve
-Git
diyor
-Diyanet Reisi’ne söyle.
Halbuki kendisi telefon edebilirdi, etmedi. Tahsin Ağabey de Diyanet Reisi Eyüp Sabri Hayırlıoğlu’na (çok çekingen, mübarek bir zattı) gidiyor ve Menderes’in söylediğini anlatıyor. Diyanet Reisi de
-Efendim, ben Celal Bayar’a bir sorayım.
diyor. Celal Bayar’ın arkadaşı idi. O getirmişti onu oraya zaten. Her neyse Celal Bayar’a da soramıyor.“
“O zaman Diyanet’e amir olarak hükmeden Menderes’in Müsteşarı Ahmet Salih Korur vardı. Diyanet’e o bakıyordu. Ona da soruyor,
-Menderes emir göndermiş Risale—i Nurları biz basalım diye.
O da kızıyor ve
-Hayır diyor
-Katiyen olamaz, O’nun eserleri basılamaz.
Öyle kalıyor. Tabii Üstad üzülüyor.
Üstad Hazretleri sonradan Menderes’e bir mektup gönderiyor. Mektubu bize gönderdi ve biz onu teksir ettik. Gerek Menderes’e, gerek bakanlara, gerekse milletvekillerinin masalarına koymak suretiyle hepsine tebliğ ettik.
- Orijinali duruyor mu sizde?
Maalesef durmuyor. Ama mealen mektupta diyor ki
-Menderes senin başına büyük bir felaket geliyor. (27 Mayıs’ı işaret ediyor) Bu felaketten iki büyük sadaka ile kurtulabilirsin.
Çünkü malumunuz hadis—i şerif var. Sadaka belayı def eder, ömrü uzatır’ diye.
Üstad Hazretleri 1959’un orta aylarında Ankara’ya geldi. Beyrut Palas’ta üç—dört gün kaldı. O arada milletvekilleri ve bazı büyük zatlar onu gelip ziyaret ediyorlardı. Kendisi ondan sonra tekrar Emirdağ’a döndüler. Oradan da İstanbul’a geçip birkaç gün kaldıktan sonra tekrar Ankara’ya geldiler. O anda tabii bütün medya Üstad’dan bahsetmeye başladı. Türkiye’de adeta bir Nur havası esti. İnönü bunun üzerine dedi ki
-Menderes Said Nursi’yi seçim propagandası için gezdiriyor.
Bunun üzerine Menderes de emir veriyor ki
-Bediüzzaman bir daha Ankara’ya gelmesin. Gelirse de sokmayın
diye.
Bizim haberimiz yok. Bir gün biz Ulus’taki dersanede yatmışız. Bir de baktık emniyet yetkilileri bizleri alıp Ankara emniyetinin en üst odasına çıkardılar. Neden getirdiklerini de söylemiyorlar.Meğer Üstad gelecekmiş, bizi onun için gözaltına almışlar.”
“Üstad Hazretleri Gölbaşı’na kadar geliyor ve emniyet müdürü de yolunu kesiyor.
<<‘Efendim, Ankara’ya girmeyeceksiniz>> diyor.
Üstad da <> diyor.
Emniyet müdürü <> deyince,
Üstad bu sefer <> diyor <
sebep olursam, bu olaya masumlar da karışabilir ve öldürülür.Halbuki, Kur’an tutan bir el hiçbir masumun hakkının ziyaına sebep olamaz. Onun için biz hayatımızda her türlü sıkıntıyı, işkenceyi, hakareti çektik, ta ki emniyet ve asayiş bozulmasın diye. Ankara’ya girmeyeceğim>> diyor <>”
“Üstadı geri döndürüyorlar ve Polatlı’ya kadar takip ediyorlar. Sonra da gelip bizi çıkartıyorlar. Ben hemen o gece otobüse binip Emirdağ’a gittim.
Üstad beni görünce <> dedi, <> dedi.
Hakikaten Üstad 23 Mart’ta vefat etti. 27 Mayıs’ta da ihtilal oldu.”
http://www.aksiyon.com.tr
|